10 Şubat 2015 Salı

TRT Çocuk Kanalında Reklam Olmasın


TRT Çocuk Kanalında Reklam Olmasın! başlıklı bir imza kampanyasıdır.

TRT Çocuk Kanalında Reklam Olmasın
Ben bir ebeveyn ve eğitimci olarak çocuğumun reklamlara maruz kalmasını istemiyorum. Mecburen içeriğinde reklam olmayan yabancı çocuk kanallarına yöneliyorum. Oysa TRT Çocuk kanalında bizim Türk aile yapısını yansıtan çizgi film ve dizileri de izlemesini isterim ama reklamlar yüzünden izletemiyorum. Çocuğumun daha hiç alışmadığı, adını tadını bilmediği ürünleri reklamlar ile görüp istemesini, özenmesini doğru bulmuyorum. Benim vergilerimle işleyen ve topluma karşı sorumlulukları olan TRT’nin en azından çocuk kanalının reklamsız olması gerektiğini düşünüyorum.

TRT’nin Amacı
TRT devlet adına yayınlar gerçekleştirmek amacıyla 01 Mayıs 1964’de özel yasa ile kurulmuş, 1972’deki anayasa değişikliği ile “tarafsız” bir kamu kuruluşu olarak tanımlanmış. 1982 Anayasası yeni düzenlemeler getirmiş ve 1993’te Anayasanın 133. Maddesinin değiştirilmesi ile tekel olmaktan çıkmış ve kamu hizmeti yayıncısı olarak hizmet vermesi kararlaştırılmış.

TRT’nin Vergi ve Reklam Geliri
TRT’nin sorumlulukları arasında halkı eğitici, kültür düzeyini yükseltici programlar yapma var. Bunu “tarafsız” yerine getirebilmesi için her T.C. vatandaşı TRT’ye vergi vermekle yükümlü. Kimi ürünlerden %8 kimi ürünlerden yüzde %16’ya varan vergiler TRT bütçesine gidiyor. Bu uygulama gelişmiş diğer ülkelerde de mevcut. En bilinen örneği ülkemizde de izlenebilen BBC kanalları. Ancak aralarında bir fark var. BBC reklamsız yayın yaparken, TRT’nin her kanalına reklam alınıyor. Özel kanallar ile rekabet göz önünde bulundurulduğunda kalitesini arttırmak amacı ile reklam geliri ihtiyacı haklı çıkartılabiliyor.

Peki ya Çocuk Kanallarında Reklam?
Günümüzde uzmanlar reklamların çocuklar üzerinde olumsuz etkileri olduğu konusunda hemfikir. Ancak çocuklara yönelik yayın yapan ve devlete bağlı olduğu için sadece “eğlence” değil sorumlulukları arasında “eğitici, öğretici, kültür düzeyini geliştirici” programlar yapmak olan TRT Çocuk kanalında reklam sayısı oldukça fazla. Üstelik bu reklamların çoğunluğunu sağlıksız abur cubur reklamları ve tüketimi fişekleyen oyuncak reklamları oluşturuyor.

Abur-cubur tüketimi ile ilgili devlet kurumu olan Türkiye Halk Sağlığı Kurumu'nun web sitesinde yayınlanan uyarıların bazıları şöyle:
“...Bununla birlikte yemeklerini belirli saatte vermek, öğünler dışında abur cubur tabir edilen bisküvi, kraker, simit, kola, çikolata gibi besinlerin yenmesine izin vermemek gibi önlemlerle çocuğu düzenli bir beslenme programına alıştırmaya çalışılmalıdır... Yüksek oranda şeker ve şekerli besinler çocukların beslenmesi için olumlu değildir. Şeker alımı ile iştahsızlık ve diş çürümeleri arasında sıkı bir ilişki vardır. Bu riski azaltmak veya en aza indirmek için şekerli içeceklerin, tatlıların, bisküvi, çikolata gibi besinlerin fazla tüketilmemesi özellikle ara öğünlerde çocuklara verilmemesi bu besinler yerine taze meyvelerin tüketilmesi önerilmektedir.”
Ama TRT Çocuk bu ürünlerin reklamları ile dolu!
Ben bir ebeveyn ve eğitimci olarak çocuğumun bu reklamlara maruz kalmasını istemiyorum. Mecburen içeriğinde reklam olmayan yabancı çocuk kanallarına yöneliyorum. Oysa TRT Çocuk kanalında bizim Türk aile yapısını yansıtan çizgi film ve dizileri de izlemesini isterim ama reklamlar yüzünden izletemiyorum. Çocuğumun daha hiç alışmadığı, adını tadını bilmediği ürünleri reklamlar ile görüp istemesini, özenmesini doğru bulmuyorum. Benim vergilerimle işleyen ve topluma karşı sorumlulukları olan TRT’nin en azından çocuk kanalının reklamsız olması gerektiğini düşünüyorum.

22 Eylül 2014 Pazartesi

Pedagoji Derneği'nden Mektup

Koton yetkililerine mektup! başlıklı açık mektuptur.

Sayın Koton Yetkilileri;

Pedagoji Derneği olarak, çocukları ilgilendiren her konuda uzmanlarımız tarafından değerlendirmeler yaparak bunu ilgili kurum, kuruluş, özel ve tüzel kişiler ve kamuoyuyla paylaşmayı bir borç biliyoruz. 2014 Eylül ayı içerisinde televizyon kanallarında ve reklam panolarında yayınlanan “Çocuk Kafası Çocuk Modası” adlı reklamınızla ilgili düşüncelerimizi iletmek amacıyla bu mektubu size yazıyoruz. Bu reklamınız, içeriğinde çocuklara yönelik olumsuz mesajlar içermesi nedeniyle derneğimizin dikkatini çekmiştir. Reklamınız birkaç açıdan derneğimizce sakıncalı bulunmuştur:
  • Öncelikle çocukların, bir ürünün daha iyi pazarlanması ve satışı amacıyla kullanılmasını, çocukların öne çıkarılarak bir ürünün tanıtılmasını doğru bulmuyoruz. Reklamınız çocukların ticari kaygılara alet edildiği izlenimini uyandırmaktadır. Hâlbuki çocuğun yüksek yararı tüm kaygıların ötesinde tutulmalıdır.
  • Reklamınızda çocuklara giydirilen kıyafetler, yapılan makyajlar ve takılar ile çocuklara yetişkin tavrı verilmiştir. Bu değişiklikler çocukların bir yetişkin gibi algılanmasına neden olmuştur. Reklamdaki kız çocuklarına kıyafetleri, bakışları, hareketleri ile seksapalite atfedilmiştir. Çocuklar, çocuk olmalı, çocuksu kalmalı, onların masumiyeti korunmalıdır. Çocuk istismarının ve pedofilinin arttığı bir dönemde çocukları, özellikle kız çocuklarını, yetişkin kıyafetleri ve hareketleri ile göstermek oldukça tehlikelidir.
  • Moda, yetişkinlerin dünyasına ait bir kavramdır. Çocukların gündeminde moda yoktur. Reklamınız yetişkin gündeminde olan “moda” kavramını çocukların gündemine sokarak, çocukların ruhsal gelişimine zarar vermektedir. “Aşk, sevgili” gibi yetişkin kavramlarının çocukların dünyasına çokça girdiği günümüzde, “moda” kavramının da çocuk gündemine taşınması doğru değildir.
  • Reklamınızda “ayrıcalıklı olmak”, “tarz sahibi olmak” vurgusu çokça yapılmaktadır. Çocuklara “Ayrıcalıklı olun, tarzınız, modanız olsun.” mesajının verilmesi doğru değildir. Çocukları kıyafetleri ile ayrıcalıklı, farklı olmaya sevk etmek çocuklara yapılan büyük bir haksızlıktır. Ayrıca “Sen ayrıcalıklısın, sen özelsin, özel olmalısın.” mesajı narsizm/özseverlik tohumlarını çocuklara aşılamaktadır.
Uluslararası Reklam Uygulama Esasları’nın 18. maddesi “Pazarlama iletişiminde, çocuklarda veya gençlerde zihnen, ahlaken ya da bedenen zararlı bir etki yaratabilecek herhangi bir beyanda bulunulamaz veya görsel sunum kullanılamaz.” açıklamasını yapmakta ve  “Pazarlama iletişimi herhangi bir şekilde, tanıtımını yaptığı ürüne sahip olan ya da bu ürünü kullanan çocukların ya da gençlerin, ürüne sahip olmayan diğer çocuklara ve gençlere göre, fiziksel, psikolojik ya da sosyal avantajlar sağlayacaklarını ileri süremez.” demektedir.  6112 sayılı RTÜK Kanunu’nun 9. maddesi ise reklamların çocukların fiziksel, zihinsel veya ahlakî gelişimine zarar veremeyeceği ve deneyimsizliklerini veya saflıklarını istismar edemeyeceğini açıkça belirtmektedir.

“Çocuk Kafası Çocuk Modası” reklamınız yukarıda belirttiğimiz gerekçelerle açıkça bu maddeleri ihlal etmektedir. Bu reklamınızı en kısa sürede yayından kaldırmanızı temenni ediyoruz. Ülkemizin ekonomik gelişimine katkı sağlamak konusunda gayret gösteren kurumunuzun, çocukları ilgilendiren çalışmalarda onların ruh sağlığını daha çok dikkate alacağını umuyoruz.

Saygılarımızla.

1 Temmuz 2014 Salı

Dürtüsel Satın Alma

Alternatif Başlıklar: Canını İstetme, Çekiciliğine Kaptırma, Baştan Çıkarma, Bağımlılık Oluşturma, İhtiyaç Üretme, Müşteri Yetiştirme, Satın Aldırma

Kozmetik Ürünlerde Kadınların Dürtüsel Satın Alma Davranışlarını Etkileyen Faktörlerin Analizi başlıklı bir makaleden alıntıdır. Başlıklar ilave edilmiştir.

Hedef: Kadın

Günümüz modern yaşamında insanlar görüntüleriyle ve farklılık yaratma yetenek ve imkanlarıyla farklı olmaya çalışmaktadırlar. Bu bağlamda insan vücudu, özellikle de yüzü, önemli bir işlev, bir vitrin görevi görmektedir.

Kadın tüketiciler arasında dış görünüme yönelik bilinçlenme artışı sıklıkla kitlesel medyadaki gerçekdışı güzelliği destekleyen resimler ve yoğun mesajlarla teşvik edilmektedir.
Yazarın kibarca bilinçlenme artışı dediği durumun benzerinin ergenler için de yaşandığını Can Dündar ifade etmektedir.
"Baştan çıkarıcı klipler, uyarıcı filmler, cinsellik yüklü diziler, çıplaklığa çağıran reklamlar, beyinde ergenliği erken uyandırıyor."
Genel olarak kadın erkek herkesi kapsayan bir ifade ile Umut Koray Tuncay da Tüketim Toplumu başlıklı yazısında görsel medyanın gün geçtikçe ahlaksızlaşıp bir nevi pornografiye dönüşürken toplumdaki cinsel açlık seviyesinin tavan yaptığını ve insanların cinsel açlıklarını tatmin etmek için başka yollar aradığını ve özellikle kendini ifade edebilmek, karşı cinse varlıklı, güçlü, sosyal statüsü yüksek ve doğurgan görünebilmek için kendisine medya ve toplum tarafından dayatılan ürünlere yöneldiğini söylemektedir.
Kadınların ekonomik yaşamda rollerinin çeşitlenmesi ve sosyal hayatta çeşitli alanlarda da varlıklarının giderek artması sonucunda kozmetik ürünlerin kendilerini ifade etmeleri ve daha iyi hissetmeleri açısından önemli işlevler gördüğü açıktır.

Dünya ticaretinin %30'unu cilt bakım, diğer makyaj, güneş koruyucu ve bronzlaştırıcı ürünler oluşturmaktadır.

Erkeklerin fonksiyonel ürünlere odaklandığı bunun yanında kadınların ise estetik ve görsel ürünlere odaklandığı ifade edilmektedir. Kadınların davranışlarının genellikle erkeklere kıyasla daha duygusal ve psikolojik kökenli olduğu ve daha dürtüsel satın almaya duyarlı oldukları da belirtilmektedir.

Dürtüsel Satın Alma Kavramı

Dürtüsel satın alma belirli durum, obje ya da zamana göre belirli uyarıcılardan etkilenerek plansız, anlık ve tepkisel satın alımları ifade etmektedir.

Dürtüsel satın alma herhangi bir plana dayanmadan çoğunlukla bir dürtünün aniden ortaya çıkmasının neticesinde gerçekleşen alımlardır. Dürtüsel satın alma hoşlanma (affective) ve bilişsel (cognitive) şeklinde ve bunların altında yer alan altı unsuru içine alarak işlev görmektedir. Karar almayı etkileyen bu altı unsur; hoşlanma (hisler, duygular ve ruhsal durum) ve bilişsel (düşünme, anlama ve bilgiyi yorumlama) durumlarını içermektedir. Hoşlanma durumu bilişselliği bastırdığı için dürtüsel satın alma davranışı daha olası hale gelmektedir. Hoşlanma bileşenleri olumlu satın alma duyguları ve ruh hali yönetimi olan satın alma için dayanılmaz dürtüleri içerir.

İnsanları dürtüsel satın almaya psikolojik olarak yönlendiren çeşitli güdüleme araçları bulunmaktadır. Bir ürünün görsel örneği ya da promosyon teşviği satın almaya ani bir dürtü oluşturabilmektedir.

Uyarıcı (elbise, mücevher ya da bir şekerleme) bir tüketicinin dürtüleriyle hareket etmesine neden olan katalizör olarak işlev görebilecektir. Satın alma çevresi malların konumlandırılmasında pazarlama uzmanlarına olanaklar sağlayan ve dürtüsel satın almayı uyaran ciddi bir faktördür.

Pişmanlık

Dört türde satın alma tanımlanabilmektedir... Öneriyle yapılan dürtüsel alımlar önceden hissedilemeyen bir ihtiyacı tatmin eden bir ürünle karşılaşıp ürünün ve diğer unsurların çekiciliğine kapılarak yapılan alımlardır... Planlı yapılan dürtüsel alımlar, alıcıların mağazada belirli bir ürünü satın almayı umarken diğer markaların çekiciliğine, bazı ürünlerdeki özel fiyatlara, kuponla alışveriş önerilerine ya da promosyonlara kapılıp diğer ürünler satın alındığında oluşmaktadır.

Dürtüsel satın almanın üçüncü özelliği davranışın anlık olmasıdır. Tüketici satın almanın sonuçlarını tam manasıyla değerlendirmeden anlık karar vermektedir. Sonuç olarak, tüketicinin deneyimi gelecekteki sonuçların suçluluk ya da bilgisizlik olarak adlandırılabilen duygusal ve/veya bilişsel tepkileri olacaktır.

Dürtüsel satın alma (impulsive buying) yazar kasaya yakın ürünler gibi dışsal bir tetikleyici tarafından güdülenir. Tutkulu satın alma (compulsive buying) stres ya da endişe gibi içsel bir tetikleyici tarafından güdülenir... Bu tür kontrol edilemeyen ve aşırıya kaçan satın alma davranışları gerçekleştirdiklerinde kişiler, fazla harcama yapmış olmanın getirdiği baskı sonucu rahatsızlık hissine kapılmaktadır.

Reklamcılığın Hegemonyası

The Power of Advertising başlıklı bir yazıdan alıntıdır.

Modern toplum reklam olmadan nerede olurdu? Bireysel reklamcılar sadece belli bir ürünü satmaya çalıştıklarını düşünebilirler ama bir bütün olarak reklamcılık bize bütün bir hayat tarzını satar. Eğer reklamcılık olmasaydı bütün toplum oldukça farklı olacaktı. Mesela ekonomi, reklamlar ve sınırsız tüketim için arzularımızı kamçılayan bütün tanıtımlar olmadan krizin içine saplanacaktır...

Kıskançlığımızın ateşlerini körüklerken reklamcılık zihnimizi kendimizle, evlerimizle, arabalarımızla, tatillerimizle ve birden bire elzem görülen yeni elektronik ıvır zıvırların sonsuz kuyruğuyla meşgul eder. Toplumdaki gerilimler ve dünyanın geri kalanındaki problemler, zerre kadar önem verildiyse, çabucak arkaplana söner. Artık bunlar kesinlikle tahrik edecek şey değildir, nihayetinde kaybedenler olmadan kazananlar olamaz, hayat budur olur...

Tam metin aşağıdadır.

* * *

Where would modern society be without advertising? Individual advertisers might think they are just trying to sell a particular product but advertising as a whole sells us an entire lifestyle. If it weren't for advertising the whole of society would be quite different. The economy, for instance, would be plunged into a crisis without the adverts and all the publicity that fuel our desire for limitless consumption.

As John Berger observed in his book "Ways of Seeing", all advertising conveys the same simple message: my life will be richer, more fulfilling once I make the next crucial purchase. Adverts persuade us with their images of others who have apparently been transformed and are, as a result, enviable. The purpose is to make me marginally dissatisfied with my life - not with the life of society, just with my individual life. I am supposed to imagine myself transformed after the purchase into an object of envy for others - an envy which will then give me back my love of myself.

The prevalence of this social envy is a necessary condition if advertising is to have any hold on us whatsoever. Only if we have got into the habit of comparing ourselves with others and finding ourselves lacking, will we fall prey to the power of advertising.

While fanning the flames of our envy advertising keeps us preoccupied with ourselves, our houses, our cars, our holidays and the endless line of new electronic gadgets that suddenly seem indispensable. Tensions in society and problems in the rest of the world, if attended to at all, quickly fade into the background. They are certainly nothing to get particularly worked up about. After all, there can't be any winners without losers. That's life.

Furthermore, together with the holy rituals of shopping (people get dressed up now to go shopping in the way that they only used to get dressed up when they went to church) advertising is one of the ways in which we are quietly persuaded that our society is the best of all possible worlds (or at least so good that it is not worth campaigning for any fundamental changes). Adverts implicitly tell us to get off our fat arses and do some shopping, and the idea that the shelves of the shops are full of the latest products is indeed one of the most effective ways in which contemporary society gets its legitimation.

People like John Berger are also not entirely over the moon about the impact that advertising and shopping have on the value of political freedom. Freedom is supposed to be the highest value in our societies, but in the age of the consumer that freedom is all too readily identified with the freedom to choose between Pepsi and Coke, McDonald's and Kentucky Fried Chicken, Toyota and Ford, and people lose interest in the various political freedoms and our ability to participate in the process of exercising democratic control. There are lots of criticisms that could be made of modern democracies, but no one is going to pay much attention to them if they are more interested in becoming happy shoppers.

In all these ways advertising helps to keep the whole socio-economic show on the road. We are rarely aware of this because we are too busy working to earn the money to pay for the objects of our dreams - dreams that play on the screen of our mind like the little clips of film we see in the commercial breaks.

AVM'ye Gezmek için Gitmek

Nureddin Yıldız Hoca, alışveriş merkezine gezmek için giden müslüman raydan çıkmış müslümandır diye uyarıyor.

Alışveriş merkezine gezmek için giden müslüman raydan çıkmış müslümandır. (Nurettin Yıldız)
Bilakis Allah verdiği nimetlerin üzerimizde görülmesini ister. Tüketelim ister. Çıldırarak değil. Sağlığımızı, kişiliğimizi, ailemizi koruyarak tüketelim ister. Para harcamak için bir yere gitmektir çılgınlık.

Alışveriş merkezine gezmek için giden müslüman raydan çıkmış müslümandır. İhtiyacını karşılamak için elbette alışveriş merkezine gidersin.
- Çoluk çocuk bugün alışveriş merkezine gittik.
- Hayrola hepiniz ayakkabı mı aldınız?
- Yoo şöyle bi gezelim dedik.
Vay halimize. Umreye gider gibi alışveriş merkezine gitmeye başlamış müslüman.

"Şöyle bi gezelim dedik." Başkalarının kadınlarını kızlarını görmek miydi maksadınız? Yoksa çocuğunu aklında olmadığı halde bir dahaki ay neler tüketeceklerini rüyasında görsün diye teşhir için mi gittin? Yoksa kendi çoluk çocuğunu mu teşhir etmeye gittin? Hangisi bunların? Çocuk niye sizinle geldi çocukla ilgili bir alışveriş olmadığı halde?
- O da bi görsün dedik.
Nasıl çıldırdığımızı mı görsün diye aldınız?

30 Haziran 2014 Pazartesi

İhtiyacatın Ziyadeleşmesi

Risale-i Nur Külliyatı'ndan Nur Çeşmesi s.128'den alıntıdır.

İkinci sual: Sen eskiden şarktaki bedevî aşâirde seyahat ettiğin vakit, onları medeniyet ve terakkiyata çok teşvik ediyordun. Neden kırk seneye yakındır medeniyet-i hâzıradan "mim'siz" diyerek hayat-ı içtimaiyeden çekildin, inzivaya sokuldun?

Elcevap: Medeniyet-i hâzıra-i garbiye, semavî kanun-u esasîlere muhalif olarak hareket ettiği için seyyiatı hasenatına, hatâları, zararları, faydalarına râcih geldi. Medeniyetteki maksud-u hakikî olan istirahat-i umumiye ve saadet-i hayat-ı dünyeviye bozuldu. İktisat, kanaat yerine israf ve sefahet; ve sa'y ve hizmet yerine tembellik ve istirahat meyli galebe çaldığından, biçare beşeri hem gayet fakir, hem gayet tembel eyledi. Semavî Kur'ân'ın kanun-u esasîsi,

"İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır." Necm Sûresi: 53:39

"Yiyin, için, fakat israf etmeyin." A'râf Sûresi: 7:31

ferman-ı esasîsiyle, "beşerin saadet-i hayatiyesi, iktisat ve sa'ye gayrette olduğunu ve onunla beşerin havas, avâm tabakası birbiriyle barışabilir" diye Risale-i Nur bu esası izaha binaen, kısa bir iki nükte söyleyeceğim:

Birincisi: Bedevîlikte beşer üç dört şeye muhtaç oluyordu. O üç dört hâcâtını tedarik etmeyen, on adette ancak ikisiydi. Şimdiki garp medeniyet-i zâlime-i hâzırası, su-i istimâlât ve israfat ve hevesatı tehyiç ve havâic-i gayr-ı zaruriyeyi, zarurî hâcatlar hükmüne getirip görenek ve tiryakilik cihetiyle, şimdiki o medenî insanın tam muhtaç olduğu dört hâcâtı yerine, yirmi şeye bu zamanda muhtaç oluyor. O yirmi hâcâtı tam helâl bir tarzda tedarik edecek, yirmiden ancak ikisi olabilir; on sekizi muhtaç hükmünde kalır. Demek, bu medeniyet-i hâzıra insanı çok fakir ediyor. O ihtiyaç cihetinde beşeri zulme, başka haram kazanmaya sevk etmiş. Biçare avâm ve havas tabakasını daima mübarezeye teşvik etmiş. Kur'ân'ın kanun-u esasîsi olan "vücub-u zekât, hurmet-i riba" vasıtasıyla avâmın havassa karşı itaatini ve havassın avâma karşı şefkatini temin eden o kudsî kanunu bırakıp burjuvaları zulme, fukaraları isyana sevk etmeye mecbur etmiş. İstirahat-i beşeriyeyi zîr ü zeber etti.

İkinci nükte: Bu medeniyet-i hâzıranın harikaları, beşere birer nimet-i Rabbaniye olmasından, hakikî bir şükür ve menfaat-i beşerde istimali iktiza ettiği halde, şimdi görüyoruz ki, ehemmiyetli bir kısım insanı tembelliğe ve sefahete ve sa'yi ve çalışmayı bırakıp istirahat içinde hevesatı dinlemek meylini verdiği için, sa'yin şevkini kırıyor. Ve kanaatsizlik ve iktisatsızlık yoluyla sefahete, israfa, zulme, harama sevk ediyor.

Meselâ, Risale-i Nur'daki Nur Anahtarının dediği gibi, radyo büyük bir nimet iken, maslahat-ı beşeriyeye sarf edilmekle bir mânevî şükür iktiza ettiği halde, beşte dördü hevesata, lüzumsuz, mâlâyâni şeylere sarf edildiğinden, tembelliğe, radyo dinlemekle heveslenmeye sevk edip sa'yin şevkini kırıyor. Vazife-i hakikiyesini bırakıyor.

Hattâ çok menfaatli olan bir kısım harika vesait, sa'y ve amel ve hakikî maslahat-ı ihtiyac-ı beşeriyeye istimali lâzım gelirken, ben kendim gördüm, ondan bir ikisi zarurî ihtiyâcâta sarf edilmeye mukabil, ondan sekizi keyif, hevesat, tenezzüh, tembelliğe mecbur ediyor. Bu iki cüz'î misale binler misaller var.

Elhasıl: Medeniyet-i garbiye-i hâzıra, semavî dinleri tam dinlemediği için, beşeri hem fakir edip ihtiyacatı ziyadeleştirmiş. İktisat ve kanaat esasını bozup israf ve hırs ve tamahı ziyadeleştirmeye, zulüm ve harama yol açmış. Hem beşeri vesait-i sefahete teşvik etmekle, o biçare muhtaç beşeri tam tembelliğe atmış, sa'y ve amelin şevkini kırıyor. Hevesata, sefahete sevk edip ömrünü faydasız zayi ediyor.

Hem o muhtaç ve tembelleşmiş beşeri, hasta etmiş. Su-i istimal ve israfatla yüz nevi hastalığın sirayetine, intişarına vesile olmuş.

Hem üç şiddetli ihtiyaç ve meyl-i sefahet ve ölümü her vakit hatıra getiren kesretli hastalıklar ve dinsizlik cereyanlarının o medeniyetin içlerine yayılmasıyla intibaha gelip uyanmış beşerin gözü önünde ölümü idam-ı ebedî suretinde gösterip her vakit beşeri tehdit ediyor, bir nevi cehennem azâbı veriyor.

İşte bu dehşetli musibet-i beşeriyeye karşı Kur'ân-ı Hakîmin dört yüz milyon talebesinin intibahıyla ve içinde semavî, kudsî kanun-u esasîleriyle bin üç yüz sene evvel gösterdiği gibi, yine bu dört yüz milyonun kendi kudsî esasî kanunlarıyla beşerin bu üç dehşetli yarasını tedavi etmesini; ve eğer yakında kıyamet kopmazsa, beşerin hem saadet-i hayat-ı dünyeviyesini, hem saadet-i hayat-ı uhreviyesini kazandıracağını; ve ölümü, idam-ı ebedîden çıkarıp âlem-i nura bir terhis tezkeresi göstermesini; ve ondan çıkan medeniyetin mehasini, seyyiatına tam galebe edeceğini; ve şimdiye kadar olduğu gibi dinin bir kısmını, medeniyetin bir kısmını kazanmak için rüşvet vermek değil, belki medeniyeti ona, o semavî kanunlara bir hizmetkâr, bir yardımcı edeceğini, Kur'ân-ı Mu'cizi'l-Beyânın işârât ve rumuzundan anlaşıldığı gibi, rahmet-i İlâhiyeden şimdiki uyanmış beşer bekliyor, yalvarıyor, arıyor.

Mesnevi’de Heva ve Heves

Tahir Büyükkörükçü, Hakiki Vechesiyle Mevlana ve Mesnevi, İman bahsi, s.77’den alıntıdır.

* * *

Nefsi zelil ve mutî olan kimseye ne mutlu. Nefsinin tekmesi kendisini helâk eden kimsenin de vay haline.

Heva ve hevesin yolunda gitme de, Allah’tan cennetteki Selsebîl ırmağına bir yol iste.

Ey heva ve hevesi, derununda tazeleyen kimse; imanını tazele. Fakat, yalnız dilinin söylemesiyle değil.

Heva ve şehvet taze bulundukça iman taze değildir. Çünkü bu heva, hakikat kapısının kilididir.

Rüzgarın esişine tâbi olan ot gibi nefis ve hevaların zevkine uyma. Zira arşın gölgesi bir kulübeden evladır.

Gazabı, şehveti, hırsı terk etmek mertliktir. Peygamberlik damarıdır.

* * *