22 Eylül 2014 Pazartesi

Pedagoji Derneği'nden Mektup

Koton yetkililerine mektup! başlıklı açık mektuptur.

Sayın Koton Yetkilileri;

Pedagoji Derneği olarak, çocukları ilgilendiren her konuda uzmanlarımız tarafından değerlendirmeler yaparak bunu ilgili kurum, kuruluş, özel ve tüzel kişiler ve kamuoyuyla paylaşmayı bir borç biliyoruz. 2014 Eylül ayı içerisinde televizyon kanallarında ve reklam panolarında yayınlanan “Çocuk Kafası Çocuk Modası” adlı reklamınızla ilgili düşüncelerimizi iletmek amacıyla bu mektubu size yazıyoruz. Bu reklamınız, içeriğinde çocuklara yönelik olumsuz mesajlar içermesi nedeniyle derneğimizin dikkatini çekmiştir. Reklamınız birkaç açıdan derneğimizce sakıncalı bulunmuştur:
  • Öncelikle çocukların, bir ürünün daha iyi pazarlanması ve satışı amacıyla kullanılmasını, çocukların öne çıkarılarak bir ürünün tanıtılmasını doğru bulmuyoruz. Reklamınız çocukların ticari kaygılara alet edildiği izlenimini uyandırmaktadır. Hâlbuki çocuğun yüksek yararı tüm kaygıların ötesinde tutulmalıdır.
  • Reklamınızda çocuklara giydirilen kıyafetler, yapılan makyajlar ve takılar ile çocuklara yetişkin tavrı verilmiştir. Bu değişiklikler çocukların bir yetişkin gibi algılanmasına neden olmuştur. Reklamdaki kız çocuklarına kıyafetleri, bakışları, hareketleri ile seksapalite atfedilmiştir. Çocuklar, çocuk olmalı, çocuksu kalmalı, onların masumiyeti korunmalıdır. Çocuk istismarının ve pedofilinin arttığı bir dönemde çocukları, özellikle kız çocuklarını, yetişkin kıyafetleri ve hareketleri ile göstermek oldukça tehlikelidir.
  • Moda, yetişkinlerin dünyasına ait bir kavramdır. Çocukların gündeminde moda yoktur. Reklamınız yetişkin gündeminde olan “moda” kavramını çocukların gündemine sokarak, çocukların ruhsal gelişimine zarar vermektedir. “Aşk, sevgili” gibi yetişkin kavramlarının çocukların dünyasına çokça girdiği günümüzde, “moda” kavramının da çocuk gündemine taşınması doğru değildir.
  • Reklamınızda “ayrıcalıklı olmak”, “tarz sahibi olmak” vurgusu çokça yapılmaktadır. Çocuklara “Ayrıcalıklı olun, tarzınız, modanız olsun.” mesajının verilmesi doğru değildir. Çocukları kıyafetleri ile ayrıcalıklı, farklı olmaya sevk etmek çocuklara yapılan büyük bir haksızlıktır. Ayrıca “Sen ayrıcalıklısın, sen özelsin, özel olmalısın.” mesajı narsizm/özseverlik tohumlarını çocuklara aşılamaktadır.
Uluslararası Reklam Uygulama Esasları’nın 18. maddesi “Pazarlama iletişiminde, çocuklarda veya gençlerde zihnen, ahlaken ya da bedenen zararlı bir etki yaratabilecek herhangi bir beyanda bulunulamaz veya görsel sunum kullanılamaz.” açıklamasını yapmakta ve  “Pazarlama iletişimi herhangi bir şekilde, tanıtımını yaptığı ürüne sahip olan ya da bu ürünü kullanan çocukların ya da gençlerin, ürüne sahip olmayan diğer çocuklara ve gençlere göre, fiziksel, psikolojik ya da sosyal avantajlar sağlayacaklarını ileri süremez.” demektedir.  6112 sayılı RTÜK Kanunu’nun 9. maddesi ise reklamların çocukların fiziksel, zihinsel veya ahlakî gelişimine zarar veremeyeceği ve deneyimsizliklerini veya saflıklarını istismar edemeyeceğini açıkça belirtmektedir.

“Çocuk Kafası Çocuk Modası” reklamınız yukarıda belirttiğimiz gerekçelerle açıkça bu maddeleri ihlal etmektedir. Bu reklamınızı en kısa sürede yayından kaldırmanızı temenni ediyoruz. Ülkemizin ekonomik gelişimine katkı sağlamak konusunda gayret gösteren kurumunuzun, çocukları ilgilendiren çalışmalarda onların ruh sağlığını daha çok dikkate alacağını umuyoruz.

Saygılarımızla.

1 Temmuz 2014 Salı

Dürtüsel Satın Alma

Alternatif Başlıklar: Canını İstetme, Çekiciliğine Kaptırma, Baştan Çıkarma, Bağımlılık Oluşturma, İhtiyaç Üretme, Müşteri Yetiştirme, Satın Aldırma

Kozmetik Ürünlerde Kadınların Dürtüsel Satın Alma Davranışlarını Etkileyen Faktörlerin Analizi başlıklı bir makaleden alıntıdır. Başlıklar ilave edilmiştir.

Hedef: Kadın

Günümüz modern yaşamında insanlar görüntüleriyle ve farklılık yaratma yetenek ve imkanlarıyla farklı olmaya çalışmaktadırlar. Bu bağlamda insan vücudu, özellikle de yüzü, önemli bir işlev, bir vitrin görevi görmektedir.

Kadın tüketiciler arasında dış görünüme yönelik bilinçlenme artışı sıklıkla kitlesel medyadaki gerçekdışı güzelliği destekleyen resimler ve yoğun mesajlarla teşvik edilmektedir.
Yazarın kibarca bilinçlenme artışı dediği durumun benzerinin ergenler için de yaşandığını Can Dündar ifade etmektedir.
"Baştan çıkarıcı klipler, uyarıcı filmler, cinsellik yüklü diziler, çıplaklığa çağıran reklamlar, beyinde ergenliği erken uyandırıyor."
Genel olarak kadın erkek herkesi kapsayan bir ifade ile Umut Koray Tuncay da Tüketim Toplumu başlıklı yazısında görsel medyanın gün geçtikçe ahlaksızlaşıp bir nevi pornografiye dönüşürken toplumdaki cinsel açlık seviyesinin tavan yaptığını ve insanların cinsel açlıklarını tatmin etmek için başka yollar aradığını ve özellikle kendini ifade edebilmek, karşı cinse varlıklı, güçlü, sosyal statüsü yüksek ve doğurgan görünebilmek için kendisine medya ve toplum tarafından dayatılan ürünlere yöneldiğini söylemektedir.
Kadınların ekonomik yaşamda rollerinin çeşitlenmesi ve sosyal hayatta çeşitli alanlarda da varlıklarının giderek artması sonucunda kozmetik ürünlerin kendilerini ifade etmeleri ve daha iyi hissetmeleri açısından önemli işlevler gördüğü açıktır.

Dünya ticaretinin %30'unu cilt bakım, diğer makyaj, güneş koruyucu ve bronzlaştırıcı ürünler oluşturmaktadır.

Erkeklerin fonksiyonel ürünlere odaklandığı bunun yanında kadınların ise estetik ve görsel ürünlere odaklandığı ifade edilmektedir. Kadınların davranışlarının genellikle erkeklere kıyasla daha duygusal ve psikolojik kökenli olduğu ve daha dürtüsel satın almaya duyarlı oldukları da belirtilmektedir.

Dürtüsel Satın Alma Kavramı

Dürtüsel satın alma belirli durum, obje ya da zamana göre belirli uyarıcılardan etkilenerek plansız, anlık ve tepkisel satın alımları ifade etmektedir.

Dürtüsel satın alma herhangi bir plana dayanmadan çoğunlukla bir dürtünün aniden ortaya çıkmasının neticesinde gerçekleşen alımlardır. Dürtüsel satın alma hoşlanma (affective) ve bilişsel (cognitive) şeklinde ve bunların altında yer alan altı unsuru içine alarak işlev görmektedir. Karar almayı etkileyen bu altı unsur; hoşlanma (hisler, duygular ve ruhsal durum) ve bilişsel (düşünme, anlama ve bilgiyi yorumlama) durumlarını içermektedir. Hoşlanma durumu bilişselliği bastırdığı için dürtüsel satın alma davranışı daha olası hale gelmektedir. Hoşlanma bileşenleri olumlu satın alma duyguları ve ruh hali yönetimi olan satın alma için dayanılmaz dürtüleri içerir.

İnsanları dürtüsel satın almaya psikolojik olarak yönlendiren çeşitli güdüleme araçları bulunmaktadır. Bir ürünün görsel örneği ya da promosyon teşviği satın almaya ani bir dürtü oluşturabilmektedir.

Uyarıcı (elbise, mücevher ya da bir şekerleme) bir tüketicinin dürtüleriyle hareket etmesine neden olan katalizör olarak işlev görebilecektir. Satın alma çevresi malların konumlandırılmasında pazarlama uzmanlarına olanaklar sağlayan ve dürtüsel satın almayı uyaran ciddi bir faktördür.

Pişmanlık

Dört türde satın alma tanımlanabilmektedir... Öneriyle yapılan dürtüsel alımlar önceden hissedilemeyen bir ihtiyacı tatmin eden bir ürünle karşılaşıp ürünün ve diğer unsurların çekiciliğine kapılarak yapılan alımlardır... Planlı yapılan dürtüsel alımlar, alıcıların mağazada belirli bir ürünü satın almayı umarken diğer markaların çekiciliğine, bazı ürünlerdeki özel fiyatlara, kuponla alışveriş önerilerine ya da promosyonlara kapılıp diğer ürünler satın alındığında oluşmaktadır.

Dürtüsel satın almanın üçüncü özelliği davranışın anlık olmasıdır. Tüketici satın almanın sonuçlarını tam manasıyla değerlendirmeden anlık karar vermektedir. Sonuç olarak, tüketicinin deneyimi gelecekteki sonuçların suçluluk ya da bilgisizlik olarak adlandırılabilen duygusal ve/veya bilişsel tepkileri olacaktır.

Dürtüsel satın alma (impulsive buying) yazar kasaya yakın ürünler gibi dışsal bir tetikleyici tarafından güdülenir. Tutkulu satın alma (compulsive buying) stres ya da endişe gibi içsel bir tetikleyici tarafından güdülenir... Bu tür kontrol edilemeyen ve aşırıya kaçan satın alma davranışları gerçekleştirdiklerinde kişiler, fazla harcama yapmış olmanın getirdiği baskı sonucu rahatsızlık hissine kapılmaktadır.

Reklamcılığın Hegemonyası

The Power of Advertising başlıklı bir yazıdan alıntıdır.

Modern toplum reklam olmadan nerede olurdu? Bireysel reklamcılar sadece belli bir ürünü satmaya çalıştıklarını düşünebilirler ama bir bütün olarak reklamcılık bize bütün bir hayat tarzını satar. Eğer reklamcılık olmasaydı bütün toplum oldukça farklı olacaktı. Mesela ekonomi, reklamlar ve sınırsız tüketim için arzularımızı kamçılayan bütün tanıtımlar olmadan krizin içine saplanacaktır...

Kıskançlığımızın ateşlerini körüklerken reklamcılık zihnimizi kendimizle, evlerimizle, arabalarımızla, tatillerimizle ve birden bire elzem görülen yeni elektronik ıvır zıvırların sonsuz kuyruğuyla meşgul eder. Toplumdaki gerilimler ve dünyanın geri kalanındaki problemler, zerre kadar önem verildiyse, çabucak arkaplana söner. Artık bunlar kesinlikle tahrik edecek şey değildir, nihayetinde kaybedenler olmadan kazananlar olamaz, hayat budur olur...

Tam metin aşağıdadır.

* * *

Where would modern society be without advertising? Individual advertisers might think they are just trying to sell a particular product but advertising as a whole sells us an entire lifestyle. If it weren't for advertising the whole of society would be quite different. The economy, for instance, would be plunged into a crisis without the adverts and all the publicity that fuel our desire for limitless consumption.

As John Berger observed in his book "Ways of Seeing", all advertising conveys the same simple message: my life will be richer, more fulfilling once I make the next crucial purchase. Adverts persuade us with their images of others who have apparently been transformed and are, as a result, enviable. The purpose is to make me marginally dissatisfied with my life - not with the life of society, just with my individual life. I am supposed to imagine myself transformed after the purchase into an object of envy for others - an envy which will then give me back my love of myself.

The prevalence of this social envy is a necessary condition if advertising is to have any hold on us whatsoever. Only if we have got into the habit of comparing ourselves with others and finding ourselves lacking, will we fall prey to the power of advertising.

While fanning the flames of our envy advertising keeps us preoccupied with ourselves, our houses, our cars, our holidays and the endless line of new electronic gadgets that suddenly seem indispensable. Tensions in society and problems in the rest of the world, if attended to at all, quickly fade into the background. They are certainly nothing to get particularly worked up about. After all, there can't be any winners without losers. That's life.

Furthermore, together with the holy rituals of shopping (people get dressed up now to go shopping in the way that they only used to get dressed up when they went to church) advertising is one of the ways in which we are quietly persuaded that our society is the best of all possible worlds (or at least so good that it is not worth campaigning for any fundamental changes). Adverts implicitly tell us to get off our fat arses and do some shopping, and the idea that the shelves of the shops are full of the latest products is indeed one of the most effective ways in which contemporary society gets its legitimation.

People like John Berger are also not entirely over the moon about the impact that advertising and shopping have on the value of political freedom. Freedom is supposed to be the highest value in our societies, but in the age of the consumer that freedom is all too readily identified with the freedom to choose between Pepsi and Coke, McDonald's and Kentucky Fried Chicken, Toyota and Ford, and people lose interest in the various political freedoms and our ability to participate in the process of exercising democratic control. There are lots of criticisms that could be made of modern democracies, but no one is going to pay much attention to them if they are more interested in becoming happy shoppers.

In all these ways advertising helps to keep the whole socio-economic show on the road. We are rarely aware of this because we are too busy working to earn the money to pay for the objects of our dreams - dreams that play on the screen of our mind like the little clips of film we see in the commercial breaks.

AVM'ye Gezmek için Gitmek

Nureddin Yıldız Hoca, alışveriş merkezine gezmek için giden müslüman raydan çıkmış müslümandır diye uyarıyor.

Alışveriş merkezine gezmek için giden müslüman raydan çıkmış müslümandır. (Nurettin Yıldız)
Bilakis Allah verdiği nimetlerin üzerimizde görülmesini ister. Tüketelim ister. Çıldırarak değil. Sağlığımızı, kişiliğimizi, ailemizi koruyarak tüketelim ister. Para harcamak için bir yere gitmektir çılgınlık.

Alışveriş merkezine gezmek için giden müslüman raydan çıkmış müslümandır. İhtiyacını karşılamak için elbette alışveriş merkezine gidersin.
- Çoluk çocuk bugün alışveriş merkezine gittik.
- Hayrola hepiniz ayakkabı mı aldınız?
- Yoo şöyle bi gezelim dedik.
Vay halimize. Umreye gider gibi alışveriş merkezine gitmeye başlamış müslüman.

"Şöyle bi gezelim dedik." Başkalarının kadınlarını kızlarını görmek miydi maksadınız? Yoksa çocuğunu aklında olmadığı halde bir dahaki ay neler tüketeceklerini rüyasında görsün diye teşhir için mi gittin? Yoksa kendi çoluk çocuğunu mu teşhir etmeye gittin? Hangisi bunların? Çocuk niye sizinle geldi çocukla ilgili bir alışveriş olmadığı halde?
- O da bi görsün dedik.
Nasıl çıldırdığımızı mı görsün diye aldınız?

30 Haziran 2014 Pazartesi

İhtiyacatın Ziyadeleşmesi

Risale-i Nur Külliyatı'ndan Nur Çeşmesi s.128'den alıntıdır.

İkinci sual: Sen eskiden şarktaki bedevî aşâirde seyahat ettiğin vakit, onları medeniyet ve terakkiyata çok teşvik ediyordun. Neden kırk seneye yakındır medeniyet-i hâzıradan "mim'siz" diyerek hayat-ı içtimaiyeden çekildin, inzivaya sokuldun?

Elcevap: Medeniyet-i hâzıra-i garbiye, semavî kanun-u esasîlere muhalif olarak hareket ettiği için seyyiatı hasenatına, hatâları, zararları, faydalarına râcih geldi. Medeniyetteki maksud-u hakikî olan istirahat-i umumiye ve saadet-i hayat-ı dünyeviye bozuldu. İktisat, kanaat yerine israf ve sefahet; ve sa'y ve hizmet yerine tembellik ve istirahat meyli galebe çaldığından, biçare beşeri hem gayet fakir, hem gayet tembel eyledi. Semavî Kur'ân'ın kanun-u esasîsi,

"İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır." Necm Sûresi: 53:39

"Yiyin, için, fakat israf etmeyin." A'râf Sûresi: 7:31

ferman-ı esasîsiyle, "beşerin saadet-i hayatiyesi, iktisat ve sa'ye gayrette olduğunu ve onunla beşerin havas, avâm tabakası birbiriyle barışabilir" diye Risale-i Nur bu esası izaha binaen, kısa bir iki nükte söyleyeceğim:

Birincisi: Bedevîlikte beşer üç dört şeye muhtaç oluyordu. O üç dört hâcâtını tedarik etmeyen, on adette ancak ikisiydi. Şimdiki garp medeniyet-i zâlime-i hâzırası, su-i istimâlât ve israfat ve hevesatı tehyiç ve havâic-i gayr-ı zaruriyeyi, zarurî hâcatlar hükmüne getirip görenek ve tiryakilik cihetiyle, şimdiki o medenî insanın tam muhtaç olduğu dört hâcâtı yerine, yirmi şeye bu zamanda muhtaç oluyor. O yirmi hâcâtı tam helâl bir tarzda tedarik edecek, yirmiden ancak ikisi olabilir; on sekizi muhtaç hükmünde kalır. Demek, bu medeniyet-i hâzıra insanı çok fakir ediyor. O ihtiyaç cihetinde beşeri zulme, başka haram kazanmaya sevk etmiş. Biçare avâm ve havas tabakasını daima mübarezeye teşvik etmiş. Kur'ân'ın kanun-u esasîsi olan "vücub-u zekât, hurmet-i riba" vasıtasıyla avâmın havassa karşı itaatini ve havassın avâma karşı şefkatini temin eden o kudsî kanunu bırakıp burjuvaları zulme, fukaraları isyana sevk etmeye mecbur etmiş. İstirahat-i beşeriyeyi zîr ü zeber etti.

İkinci nükte: Bu medeniyet-i hâzıranın harikaları, beşere birer nimet-i Rabbaniye olmasından, hakikî bir şükür ve menfaat-i beşerde istimali iktiza ettiği halde, şimdi görüyoruz ki, ehemmiyetli bir kısım insanı tembelliğe ve sefahete ve sa'yi ve çalışmayı bırakıp istirahat içinde hevesatı dinlemek meylini verdiği için, sa'yin şevkini kırıyor. Ve kanaatsizlik ve iktisatsızlık yoluyla sefahete, israfa, zulme, harama sevk ediyor.

Meselâ, Risale-i Nur'daki Nur Anahtarının dediği gibi, radyo büyük bir nimet iken, maslahat-ı beşeriyeye sarf edilmekle bir mânevî şükür iktiza ettiği halde, beşte dördü hevesata, lüzumsuz, mâlâyâni şeylere sarf edildiğinden, tembelliğe, radyo dinlemekle heveslenmeye sevk edip sa'yin şevkini kırıyor. Vazife-i hakikiyesini bırakıyor.

Hattâ çok menfaatli olan bir kısım harika vesait, sa'y ve amel ve hakikî maslahat-ı ihtiyac-ı beşeriyeye istimali lâzım gelirken, ben kendim gördüm, ondan bir ikisi zarurî ihtiyâcâta sarf edilmeye mukabil, ondan sekizi keyif, hevesat, tenezzüh, tembelliğe mecbur ediyor. Bu iki cüz'î misale binler misaller var.

Elhasıl: Medeniyet-i garbiye-i hâzıra, semavî dinleri tam dinlemediği için, beşeri hem fakir edip ihtiyacatı ziyadeleştirmiş. İktisat ve kanaat esasını bozup israf ve hırs ve tamahı ziyadeleştirmeye, zulüm ve harama yol açmış. Hem beşeri vesait-i sefahete teşvik etmekle, o biçare muhtaç beşeri tam tembelliğe atmış, sa'y ve amelin şevkini kırıyor. Hevesata, sefahete sevk edip ömrünü faydasız zayi ediyor.

Hem o muhtaç ve tembelleşmiş beşeri, hasta etmiş. Su-i istimal ve israfatla yüz nevi hastalığın sirayetine, intişarına vesile olmuş.

Hem üç şiddetli ihtiyaç ve meyl-i sefahet ve ölümü her vakit hatıra getiren kesretli hastalıklar ve dinsizlik cereyanlarının o medeniyetin içlerine yayılmasıyla intibaha gelip uyanmış beşerin gözü önünde ölümü idam-ı ebedî suretinde gösterip her vakit beşeri tehdit ediyor, bir nevi cehennem azâbı veriyor.

İşte bu dehşetli musibet-i beşeriyeye karşı Kur'ân-ı Hakîmin dört yüz milyon talebesinin intibahıyla ve içinde semavî, kudsî kanun-u esasîleriyle bin üç yüz sene evvel gösterdiği gibi, yine bu dört yüz milyonun kendi kudsî esasî kanunlarıyla beşerin bu üç dehşetli yarasını tedavi etmesini; ve eğer yakında kıyamet kopmazsa, beşerin hem saadet-i hayat-ı dünyeviyesini, hem saadet-i hayat-ı uhreviyesini kazandıracağını; ve ölümü, idam-ı ebedîden çıkarıp âlem-i nura bir terhis tezkeresi göstermesini; ve ondan çıkan medeniyetin mehasini, seyyiatına tam galebe edeceğini; ve şimdiye kadar olduğu gibi dinin bir kısmını, medeniyetin bir kısmını kazanmak için rüşvet vermek değil, belki medeniyeti ona, o semavî kanunlara bir hizmetkâr, bir yardımcı edeceğini, Kur'ân-ı Mu'cizi'l-Beyânın işârât ve rumuzundan anlaşıldığı gibi, rahmet-i İlâhiyeden şimdiki uyanmış beşer bekliyor, yalvarıyor, arıyor.

Mesnevi’de Heva ve Heves

Tahir Büyükkörükçü, Hakiki Vechesiyle Mevlana ve Mesnevi, İman bahsi, s.77’den alıntıdır.

* * *

Nefsi zelil ve mutî olan kimseye ne mutlu. Nefsinin tekmesi kendisini helâk eden kimsenin de vay haline.

Heva ve hevesin yolunda gitme de, Allah’tan cennetteki Selsebîl ırmağına bir yol iste.

Ey heva ve hevesi, derununda tazeleyen kimse; imanını tazele. Fakat, yalnız dilinin söylemesiyle değil.

Heva ve şehvet taze bulundukça iman taze değildir. Çünkü bu heva, hakikat kapısının kilididir.

Rüzgarın esişine tâbi olan ot gibi nefis ve hevaların zevkine uyma. Zira arşın gölgesi bir kulübeden evladır.

Gazabı, şehveti, hırsı terk etmek mertliktir. Peygamberlik damarıdır.

* * *

27 Haziran 2014 Cuma

Müstehcen Reklam Panosu Şikayet Örneği

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Bilgi İşlem ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı'na yapılan bir şikayettir.

En son 20 Mart 2011 tarihinde gözüme zorla sokulan otobüs ve metrobüs duraklarının ClearChannel panolarındaki "Patos Rolls" reklamından şikayetçiyim. Toplumsal değerleri zayıflatan, insanın edep duygusunu yırtan, insanın gözüne zorla sokulan, durakta bekleyeni adeta kucağına alan ve huzurunu bozan, üzerinde yarısı çıplak ve iştihalı bir bakışla bakan bir kadın bulunan, kadınlar gününün geçmesiyle kadın istismarına devam eden, kadının değerini yanlızca güzelliğine indirgeyen, kadınlara ulaşamayacakları bir güzellik gösterip onları sıkıntıya sokan, eşlerinin kıymetini bu kadar güzel değil diye erkeklerin gözünden düşüren, erkeklerin hissiyatlarını galeyana getirip şu an için ancak çerezle tatmin olabilecekleri mesajını veren, ağzına bir şey götüren kadın metaforu ve kadının bedeni güzelliği ve zevk alma üçlemesinin verdiği subliminal mesajın yan ürünü olarak kadının cinsel bir meta olarak yorumlanmasına sebep olan bu ve benzeri reklamların kaldırılmasını ve bir daha toplum önünde sergilenmemesini istiyorum.

26 Haziran 2014 Perşembe

Müstehcen Reklam Panolarını Şikayet Süreci

Kadını Cinsel Olarak Ön Plana Çıkartan Reklamlar için Şikayet başlıklı bir yazıdan alıntıdır.

Son zamanlarda, bilmem nedendir, toplumsal alanlarda ürünlerden çok kadınları ve kadınların cinselliğini ön plana çıkartan reklamların sayısı iyice arttı. Bu reklamların rahatsızlığını hisseden bir vatandaş olarak, diğer birçok kişi gibi bu probleme resmi kanallar aracılığı ile çözüm aramış bulunup aşağıdaki yazışmayı yapmış bulunmaktayım.

Yazışmalar sonunda ortaya çıkan sonuç reklamlardan daha fazla rahatsızlık verdiği için, yapılan yazışmaları diğer insanlarla paylaşmanın farkındalığı arttırarak problemin çözümü için etkin bir girişim olacağı düşüncesindeyim.

Hazırlanan bu metni, yapılan çalışmalarda harcanan emeği de gözeterek, çevrenizdeki kişilerle paylaşmanız, gündeminize almanızı rica ederim.

Allah bizleri korktuklarımızdan emin kılsın. Umduklarımıza nail eylesin.

Y.Ç.

»
Gönderen: Başvuru Sahibi
Alıcı: Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER)
Tarih: 09.05.2014

İl genelinde bulunan panolarda müstehcen içerikli (iç çamaşırı vs.) reklamların yayınlanması son zamanlarda iyice yaygınlaşmış bulunuyor. Paylaşıma uygunluk açısından, televizyon kanallarını ve internet sitelerini denetleyen belli kuruluşların varlığından haberdar olarak, bir denetleme mekanizmasının bu reklam panoları içinde olması gerektiğini düşünüyorum. Bu noktada toplumun inançlarına ters düşen, değerlerinin yıpranmasına alenen neden olan ve yaşam kalitesini azaltan uygulamaların önüne geçilmesini rica ediyorum.

«
Gönderen: İstanbul Büyükşehir Belediyesi Beyazmasa
Alıcı: Başvuru Sahibi
Tarih: 12.05.2014

Başvurunuzda yer alan konu İstanbul Büyükşehir Belediyesi yetki ve sorumluluk alanında bulunmamaktadır. Konunuz Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na bağlı Reklam ve Özdenetim Kurulu yetkisi dahilindedir.

www.rok.org.tr/basvuru.asp web adresinden internet yolu ile başvuru formu doldurabilir ya da iletişim bilgilerinden ilgili kurum yetkililerine ulaşabilirsiniz.

Adres: Nispetiye Cad. Yanarsu Sok. M.Çelik Apt. No:58/2 Etiler / İstanbul
Telefon: (212) 351 63 70 Faks: (212) 351 64 13
E-posta: rok@rok.org.tr

»
Gönderen: Başvuru Sahibi
Alıcı: Reklam Özdenetim Kurulu (ROK)
Tarih: 14.05.2014

Merhabalar;
Son zamanlarda İstanbul’un hemen hemen her yerinde bulunan reklam panolarına verilen reklamlarda “ürünlerden” çok “kadınlar” pazarlanmaya başlandı.

Yapılan bu reklamların uluslararası uygulama esaslarındaki karşılığını bilmemekle beraber toplumun inançlarına ters düştüğünü, değerlerin yıpranmasına neden olduğunu düşünüyorum.

Referans kabul gören uluslararası esasların toplumumuzun düşüncelerini yansıtmadığı düşüncesiyle bu reklamlara acil müdahale edilmesini talep ediyorum.

«
Gönderen: Reklam Özdenetim Kurulu (ROK)
Alıcı: Başvuru Sahibi
Tarih: 15.05.2014

Sayın Başvuru Sahibi,

Hangi markaya ait açık hava reklamları hakkında başvuru yaptığınızı öğrenmemiz mümkün olursa ve varsa bir görseli bizimle paylaşabilirseniz, başvurunuz değerlendirmeye alınabilecektir.

Bilgilerinize sunar, Reklam Özdenetim Kurulu’na göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür ederiz.

Saygılarımızla,
Reklam Özdenetim Kurulu

»
Gönderen: Başvuru Sahibi
Alıcı: Reklam Özdenetim Kurulu
Tarih: 19.05.2014

Merhabalar

Daha önceki e-postada bahsettiğim toplumsal alanlarda yayınlanan kadını cinsel olarak ön plana çıkartan reklamlara yönelik; sizin tarafınızdan markaları hedef alan çalışmaların yapılması geçici bir çözüm olacaktır. Benim sizlerden talebim, nasıl ki ülkemiz genelinde içki ve sigara reklamlarının yapılması yasak ise, problem olarak tanımlanan reklamların da yayınlanmadan önce denetlenmesini gerektiren bir düzenlemenin yapılması yönünde. Bu şekilde yapılacak bir düzenleme daha kalıcı ve daha sağlıklı olacaktır.

Elimde bu reklamlara yönelik herhangi bir görsel bulunmamakla birlikte rahatsızlığa sebebiyet veren markalar aşağıdaki şekilde sıralanmıştır.

1) Penti
2) Intimissimi
3) İpekyol
4) Mavi
5) Lady Gaga

Yukarıda da ifade edildiği gibi paylaşılan bu marka isimleri, sadece bu markalara yönelik alma isteği ile değil, cinselliği ön plana çıkartan reklamların yapılmasının önüne geçilmesi içindir.

Bilgilerinize sunar, ilginiz için teşekkür ederim.

«
Gönderen: Reklam Özdenetim Kurulu
Alıcı: Başvuru Sahibi
Tarih: 23.05.2014

Sayın Başvuru Sahibi,

Reklam Özdenetim Esaslarının “Ahlaka Uygunluk” başlıklı 2. Maddesinde; “Pazarlama iletişimi, söz konusu ülkenin ve kültürün genel ahlak kurallarına aykırı ifadeler ya da sözel ve görsel unsurlar içermemelidir. Genel ahlak kuralları, toplumumuzun laik ve çağdaş yaşam biçimini yansıtan davranışları olarak yorumlanır” hükmü yer almaktadır.

Reklamlarda tanıtımı yapılan ürünlerin kullanım alanları doğrultusunda gösteriliyor olması ahlaka aykırı bir durum olarak değerlendirilememektedir. Kadınların için üretilmiş bir çorap reklamında, bir iç giyim reklamında, giysi olarak bir eteğin tanıtımının yapıldığı reklamlarda kadın vücudunun ilgili bölümlerinin reklam görsellerinde yer alması ahlaka aykırı nitelikte görülmemektedir. Söz konusu durumlar, ilgili ürün gruplarının günlük hayattaki kullanım şekillerini yansıtmaktadır. Intimissimi, Penti, Mavi markaları için hazırlanan açık hava reklamlarında yer alan görsel sunum cinselliğin istismarı niteliğinde olmadığından ve pornografi içermediğinden Özdenetim Esasları’nın “Ahlaka Uygunluk” başlıklı maddesine aykırı nitelikte görülmemektedir.

Bilgilerinize sunar, Reklam Özdenetim Kurulu’na göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür ederiz.

Saygılarımızla,
Reklam Özdenetim Kurulu

Vecizeler

Reklamcılığın Başlangıcı
"İlk reklamcı da iblis'ti... Ne yapıp etti, en sonunda cennetteki bir ağacı 'ölümsüzlük ağacı' diye sunarak adem'i cennetten düşürdü..." (Metin Karabaşoğlu)

Reklam ve Buhran
"Reklamlar bizi arabaların ve giysilerin peşine düşürdü; ihtiyacımız olmayan şeyleri satın alabilmek için nefret ettiğimiz işlerde çalışıyoruz. Biz tarihin üvey evlâtlarıyız. Hayatta ne hedefimiz var, ne yerimiz. Biz ne bir büyük savaş yaşıyoruz, ne de büyük buhran. Bizim savaşımız ruh dünyamızda; bizim büyük buhranımız, kendi hayatlarımız. Televizyonla büyütüldük ve bir gün hepimizin milyonerler, film yıldızları veya rock starları olacağına inandırıldık. Ama olmayacağız ve bu gerçeği yavaş yavaş öğreniyoruz ve feci şekilde âsâbımız bozulmuş durumda..." (Fight Club)

Reklamın Etkisi
"Ne zaman kahvaltı için bir kutu mısır gevreği alsanız, televizyonun gücünü görürsünüz. Muhtemelen 30 yıl kadar önce gördüğünüz bir reklam yüzünden, bir kutu buğday patlağına ya da şekerli mısır gevreğine bir ya da iki dolar daha fazla ödüyorsunuz, yani hayatınız boyunca, sadece bir mısır gevreği için yapılan bir reklam yüzünden binlerce dolar fazladan para harcıyorsunuz." (Mor İnek, s.26)

17 Haziran 2014 Salı

Reklamlar ve Tıbbi Etik

Reklamlar ve Tıbbi Etik başlıklı bir yazıdan alıntıdır.

Reklamlar, önceleri ilan tahtalarındaydı, sonraları, gazeteler, dergiler derkenradyo, televizyon, sinema ve hatta hekim muayenehanelerinde her gün yüzlerce reklam görüyor ve işitiyoruz. Bizi kuşatan ve sürekli bağıran bu mesajlara tümden sırtımızı dönmemezi olanaksız görünüyor.

Çoğu reklam, gerçeği dayalı karar verme yerine, mantıksız ve bilinçsiz marka seçme düşüncesine dayanmaktadır. Reklamlar, düşsel ve slogancıdır. Tüketicinin satın alma karırı verirken algıladığı marka imajı önemlidir. İnsan özellikleri markaya taşınmakta ve marka kişiliği oluşturulmaktadırb Örneğin dostluk, inanırlılık, kibirlilik gibi kişilik özellikleri markalar arasında az farkların olduğu bira, meşrubat, sigürü gibi ürünlerde yaygın olarak kullanılmaktadır.

İnsanların her şeye sahip olabileceği ve olması da gerektiği şeklindeki toplumsal telkin giderek temel yaşam amacı olmakta, yaşamımızı şeylere sahip olma çevresinde oluşturarak, yurttaş değil, tüketici olarak kemdimizi biçimlendiriyoruz. Reklamların toplum üzerindeki etkisi, yeni bir insan tipini ortaya çıkarıyor. Vatandaş olma kavramı, tüketici olma ile eş anlamlı oluyor. Bu durum, reklamın ekonomik, toplumsal etkileri ve sağlıklı olup olmadığı tartışmalarını da beraberinde getirmiştir. Aslında reklamlar, ürünlerden daha fazlasını satıyorlar. Tüketim idiali, sosyal, çevresel ve kültürel değerlerimizin önünü tıkıyor. Ve günümüz pazarlamasının oluşturduğu yeni insanın altta yatan sloganı; "satın alıyorum, öyleyse varım".

Reklam yoluyla insanların doğal arzularının tahrip edildiği, gereksinim duymadıkları şeyleri almaya yönlendirildikleri, gereksinim duydukları ürünler hakkında ise yanlış bilgilendirildikleri, çocukları olumsuz yönde etkileyerek gerçekte gereksinimleri olmayan ürünlere yönelttiği, anne ve babaları sor durumda bıraktığı, kötü beslenme alışkanlıkları oluşturarak sağlıklarını bozduğu, reklamda kadının cinsel obje şeklinde kullanıldığı, çevre kirliliğine yol açılması reklamlara karşı ileri sürülen eleştirilerden bir kaçıdır.

Reklamlar doğrudan ve dolaylı yoldan, kişisel ve  toplumsal sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Tıbbi yararı olduğu iddiası bulunan saç ve cilt ürünleri, vitamın, minareller ve bitkisel ilaçların salğık açısından yasal konumu, kozmetiklerle ilaçlar ve gıdalarla ilaçlar arasındaki hukuki ayrım, zayıflama amacıyla kullanılan besinler ve yöntemler, gıda boyalarının tüketici sağlığı açısından yeri, çocukların reklam objesi olarak kullanılması sonucu şirketlerin yararına  kullanılması ve ailelerine satın alma yönünde baskı yapılması, fast-food yiyecekler ve genetik modifiye tarım ürünlerinin sağlıklı beslenmedeki yeri, çevre kirliliği yaratan ürünlerin dolaylı yoldan sağlık üzerine olan etkilerini içeren konular sağlık alanında çalışan biz hekimler, diş hekimleri ve eczacılar tarafından tartışılması gereken konulardır.

Kozmetikler, dermatolojik ürünlerle benzer şekilde, içerdikleri aktif maddeler, etki mekanizmeleri, yanlış ve yersiz kullanımda neden olabilecekleri sağlık sorunlarından dolayı titizlikle üretilmesi ve kullanılması gereken ürünlerdir. Kozmetiklerle ilaçlar ve besinlerle ilaçlar arasındaki hukuki ayrımın kriterleri açık olarak ortaya konulması gereken önemli bir konudur.

Güneşten koruyucu ürünler, kepek şampuanları, antitartar ve antiplak özelliği olduğu söylenen diş macunları, terlemeyi azaltan ürün reklamları ile sık sık karşılaşmaktayız. Kozmetik güneş preparatları gerçekten koruyucu mudur? Sağlık açısından güneşten korunmak için hangi faktörler uygundur? Kozmetik şampuanlar kepeği önleyebilir mi? Nemlendiricilik iddiaları tedavi edici midir? Diş macunlarındaki antiplak veya antitartar boyalarının kozmetik olarak mı değerlendirilmeli yoksa ilaç olarak kabul edilebilir mi? Gıda boyalarının tüketici sağlığı açısından yeri nedir? Bu ürünlerin bileşimindeki aktif maddelerin etkinliği, güvenliği, sağlık açısından tartışılması gereken konulardır.

Sağlık Bakanlığı, bitkisel ilaçların yasal konumunu tanımlamadığından, ruhsat işlemleri Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'ndan bilimsel olarak kolayca gıda ruhsatı alınan bu ürünleri tıbbi endikasyon atfederek, halka ilaç olarak reklamı yapılabilmekte ve pazarlanmaktadır. Hatta bu konuda Toprak İlaç, Refa İlaç ve Taydem firmalarına Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'ndan ek gıda ürünleri adı altında ruhsat almasına karşılık, kanser dahil bir çok hastalığı tedavi ettiğine ilişkin reklam yapıldığı gerekçesiyle para cezaları verilmiştir.

Vitamin ve minareller ilaçlar içerisinde en çok kullanılan ve en fazla suistimal ilaç grubudur. İlaç endüstrisinin teşviki ile vitamin içeren reçeteler sosyal güvenlik kurumlarının yükünü artırmıştır. Vitamin ile minarellerin tüketimi konusunda toplumu bilgilendirip, yanlış ve gereksiz kullanımı engellenmelidir. Zayıflama amacıyla kullanılan yöntemler veya besinler de değerlendirilmesi gereken bir konudur.

1988 Gıda Yönetmeliği'nde gıda boyalarının tüketici sağlığı için zararlı olabileceğine dair ürün etiketinde uyarı bulunması zorunluluğu vardı. 1997 Yönetmeliğinde bu uyarılar kaldırı4larak gıda boyalarının kullanımı 2-3 kat artırıldı. Gıda boyaları konusunun tekrar değerlendirilerek toplum sağlığı açısından gerekli olan hukuki sınırlamalar getirilmelidir.

Çocukların televizyon reklamlarına karşı davranışının algılama yeteneğinin gelişmesi ile ilişkili olduğu çalışmalarda gösterilmiştir. 5 ile 8 yaş arası çocukların hayal, gerçek, yalan ve taklit arasında ayrım yapmada zorluk çektikleri ve pdogram ve reklamlar arasındaki farklılığı, reklamlar kısa, programlar uzun şeklinde algıladıkları, 9-12 yaş arası çocukların mesajların anlamlarını "programlar hikaye içerir, reklamlar ürünleri içerir" şeklinde algıladıkları bildirilmiştir. Nitekim 1998 yılında Adana'da 4 yaşında erkek çocuk, müzik klibinde gördüğü pop sanatçısına öykünerek  balkondan atladı. Tesadüfen yaralanmayan çocuk, çocuk psikiyatristi tarafından takip altına alınmıştır.

1984 yılında ABD'de Reagan yönetimi sırasında, daha önce yasak olan televizyon programlarında oyuncak reklamı yapmak ve pazarlamak yasal kabul edildi. Aynı zamanda çocuklara yönelik programlarda daha önce sınırlı bulunan, her saat başına reklam süresi kısıtlaması kaldırıldı. Oyuncak satıcılarının karı olağanüstüydü, hatta bazı üreticiler, ürünleri pazarlayacak televizyon istasyonlarıyla anlaşma imzaladılar. 1987'de çocuklar için yapılan programların yüzde 80'i, oyuncak şirketlerince finanse ediliyordu. Ancak kongre, Ekim 1990'da çocuklara yönelik televizyon programlarında reklamlara kısıtlama getirdi ve eğitim programlarını teşvik eden bir kanun çıkardı.

İsveç'te Çocuk Oyunları Konseyi ve Oyuncak Ticaretçileri Birliği, reklamları kaldırmak ve savaş oyuncaklarını yasaklayan, gönüllü bir anlaşma yaptılar. Finlandiya ve Norveç'teki durum da buna benzemektedir.

Reklamların çocuklar üzerine etkisi konu ile ilgili uzmanlar tarafından titizlikle değerlendirilmeli ve çocuklar üzerinde olumsuz etkisi olabileceği düşünülen reklamların yayınlanmasına izin verilmemelidir.

ABD'de FDA (Food and Drug Administration), 1992'de genetik modifiye bileşimlerin etiketsiz bakallarda satılması yönünde karar aldı. Bazı şirketler kendi insektisidini geliştiren, herbisite dirençli soya fasülyesi ve mısır geliştirdiler. 1998'de ABD'de mısır mahsülünün yüzde 40 ve soya fasülyesinin yüzde 45'i genetik modifiye idi.

Fransa ve İngiltere'de genetik modifiye tarım ürünlerine karşı toplumsal muhalefet giderek yükselmektedir. Prens Charles ve Paul McCartney gibi tanınmış isimler de muhalefet saflarındadır. ABD'de Cornell Üniversitesi'nde yapılan ve mayıs ayında Nature dergisinde yayınlanan bir çalışmada insektisid üreten mısırla beslenen kelebek lavralarının 4 gün sonra öldüğü bildirildi. Bebek mamalarında genetik modifiye bileşimlerin bulunduğu bilinmektedir. Greenpeace gibi gruplar, tüm dünyada "Frankeştayn yiyecekleri" denilen biyoteknolojiye karşı savaş açtılar. "Globalizasyona karşı çıkmak, halkın uygun gördüğünü yeme hakkıdır" diyen Fransız çiftçisi, genetik modifiye ürünlerinin etiketsiz satışına karşı çıktı ve protesto ettiler. Sonunda genetik tartışmadan uzaklaşan protesto, Fransa'da bir kaç Mc Donald dükkanına karşı saldırıya dönüştü.
1996'dea İngiltere'de deli dana hastalığı, 1999 ilkbaharında Belçika'da dioksinle kontamine piliçler, Fransa'da kusurlu kola olaylarından sonra ABD, hormonla beslenen Amerikan sığırlarını almadığı için Avrupa'ya karşı cezalı gümrük tarifeleri koydu.

Dünyada önemsenen ve toplum sağlığı açısından ciddiye alınan bu tartışmalar ülkemizde de ele alınmalı ve değerlendirilmelidir.

Reklamlar gündelik yaşantımızın adeta bir parçası durumuna gelmişlerdir. Ülkemizin bu etkili tüketim kültürüne karşı ne yapabiliriz? Reklamlara tamamen karşı olmak düşünülemez, tüketici için yararlı işlevleri de vardır. Reklamların denetlenmesi, sınırlandırılması ve gerektiği durumlarda yasaklanması toplumsal yarara yönelik olacaktır. Yasalarımızda denetleme, sınırlandırma ve yasaklama konusunda hükümler bulunmaktadır.
TRT Kanunu'nun 26. maddesinde "Reklam yayınlarında; halkı aldatıcı, yanıltıcı, haksız rekabete veya karşılıklı cevaplaşmaya yol açıcı, diğer ürün veya nitelikleri kötüleyici herhangi bir ürünün israfını telkin veya ima edici ve genel olarak memleketin, ekonomik durumuna zarar verici hususlara yer verilmez, siyasi propaganda yapılamaz denmektedir.

Ülkemizde reklamcılığın standartları ve reklamcılıkla ilgili yasal düzenlemeler ile ilgili olarak bugüne kadar çeşitli çalışmalar yapılmışsa da reklam uuygulamalarını yasal açıdan yönlendiren ve denetimine esas olan en son düzenleme 23 Şubat 1995 tarihinde kabul edilen 4077 sayılı TTüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'dur. Bu kanunun 16. maddesinde "Ticari reklam ve ilanların yasalara ve genel ahlaka uygun, dürüst ve doğru olmaları esastır. Tüketiciyi aldatıcı, yanıltıcı veya onun tecrübe ve bilgi noksanlıklarını istismar edici reklam ve ilanlar yapılamaz" denilmektedir. 17. maddede "ticari reklam ve ilanlarda uyulması gereken ilkeleri belirlemek, bu ilkeler çerçevesinde ticari reklam ve ilanları incelemek ve inceleme sonucuna göre 16 madde hükümlerine aykırı hareket edenleri cezalandırmak, sözkonusu reklam ve ilanları durdurmak ve/veya aynı yöntemler düzeltmek hususlarında bakanlığa öneride bulunmakla görevli bir Reklam Kurulu kurulmuştur".
Bu kurul, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, TRT, YÖK, TTB, Barolar Birliği, Odalar ve Borsalar Birliği, Gazeteciler Cemiyeti, Reklamcılar Derneği, Tüketici Konseyi, Ziraat Odaladı Birliği, Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu, TSE, Diyanet İşleri Başkanlığı, TMMOB'dan birer, işçi konfederasyonlarından iki adet üye olmak üzeren 17 adet üyeden oluşmaktadır.

Reklamların yarısından fazlasının beslenme ve doğrudan veya dolaylı sağlıkla ilgili olduğu ülkemizde, reklamların sadece ilgili meslek etik kurallardan öte tıbbi etik kurallar yönünden de değerlendirilmesi gerekir. Reklam Kurulu'nda TTB'den tek bir hekim yerine psikiyatri, dermatoloji, halk sağlığı uzmanlarının da içinde bulunduğu bir hekimler kurulu ve Diş Hekimleri ve Aczacılar odasından birer adet üyenin görev yapması yerinde olacaktır. Reklam Kurulu'nda hekimler ve eczacıların ağırlığının artmasının toplumsal yarara yönelik olacağı açıktır.

1975'de ABD'de FTC (Federal Trade Commission) Listerine'e karşı mahkemeye başvurdu. Mahkeme, Listerine'in 50 yıldan fazla süredin soğuk algınlığı ve boğaz ağrısını mikropları öldürerek önlediği şeklindeki reklama karşı "Listerine soğuk algınlığı ve boğaz ağrısını önlemez ve şiddetini azaltmaz" şeklinde reklamın son on yıllık harcamasına eşdeğer miktarda düzeltici reklam yapılmasını hükme bağladı.

Hawaii Punch vakası bir başka örnektir. Gerçekte sadece yüzde 15'den az oranda meyve suyu içermesine rağmen, risemleriyle birlikte "Hawaii Punch'un yedi doğal meyve karışımından oluştuğu" şeklinde reklam yapılmaktaydı. Mahkeme kararı ile "Hawaii Punch'un yüzde 20'den az oranda meyve suyu içerdiği" şeklinde düzeltici reklamlar 1974 yılından 1982 yılına kadar sürdürüldü.

Avrupa Birliği, reklam üzerinde çalışmasında toplulukça belli bir ssitemin kabul edilmesi gerektiğini gördü. 10 yıl kadar süren tartışmalar sonunda 1984'de uzlaşmaya varıldı ve 1988'de İngiliz sisteminden kaynaklanan "Yanıltıcı Reklam Yapılmasının Kontrolü" şeklinde yasalaştırıldı.

30.10.1999 Radikal gazetesinde çıkan haberde Reklam Kurulu'nun toplahtısında Toprak İlaç, Show Pazarlama, Yataş, Number One TV'ye tükeciyi yanılttığı ve saklı reklam yaptığı gerekçesiyle para cezaları kestiği 9x11 cm.lik bir habere konu olmuştur. Çoğumuzun gözünden kaçan bu tür haberlerin reklam yapılan görsel basında reklamın yapıldığı saat ve uzunlukta ve yazılı basında aynı sütun ve sayfada topluma bildirilmesi gerekmektedir.

Ülkemizde Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun'un 28. maddesinde, "Gerçek ve tüzelkişilerin kişilik haklarına saldırı teşkil eden yayınlar ile gerçeğe aykırı olduğu iddia edilen yayınlara karşı cevap ve düzeltme hakkı tanınması için ilgililer yargı yoluna başvurabilirler" denmetedir. Bu yasaya göre, gerçeğe aykırı olduğu bilimsel olarak ortaya konan reklamlarda tabip odaları ve eczacılar odası ibi tüzelkişiler tarafından tekzip niteliğinde cevap ve düzeltme hakkı bulunmaktadır ve bu yolla yargı yoluna gidilebileceği açıktır.

Toplumsal ve bireysel anlamda sağlık sorunlarına yol açan reklamlar konusunda tabip odalarında çalışma grupları oluşturulmalı, bu konularda üniversitelerle işbirliği yapılarak, bilimsel projeler ve çalışmalar yapılmalı, sağlık sorunlarına yol açtığı veya sağlık açısından bakıncalı olduğu bilimsel olarak kanıtlanan reklamlar konusunda toplum uyarılmalı, yargı yoluyla reklamların sürdürülmesi engellenmeli ve bu konuda yapılan bilimsel araştırmaların özeti niteliğinde yazılı ve görsel basında düzeltici reklam yapılmalıdır.

İnsanın özgür, bağımsız ve üretken bir fert olarak gelişmesini engelleyen, kişisel ve toplumsal bir sağlık sorunu durumuna gelen, bu etkili toplumsal telkin mekanizmasına karşı, hekimler olarak toplumu uyarma ve koruma görevimiz bulunmaktadır. Batı ülkelerinde açık şekilde görüldüğü gibi, toplum sağlık sorunlarına neden olan her konuda olduğu gibi bu konuda da kendi savunma mekanizmelerini oluşturmak zorundadır. Reklamlar üzerindeki yasal denetimin etkin şekilde yürütülmesi gerekmekte ve yasal olarak herhangi bir engel bulunmayan "düzeltici reklam" kavramı ülkemizde gündeme girmelidir. Sivil toplum kuruluşlarının mesleki sorumluluklarını yerine getirmesi çabası, demokratik geleneğin yerleşmesi açısından da büyük önem taşımaktadır.

Doll Face (Video)

Televizyon ve reklamlar, izleyenin asla ulaşamayacağı bir güzellik, asla erişemeyeceği bir hayat standardı ve asla gösterildiği gibi yaşayamayacağı bir mutluluk sunar. Doll Face videosunda yüzü olan bir makine televizyon ekranında gördüğü resimleri taklit ediyor. Yanlış konumlanan arzular ve parçalara ayrılan kimlikleri görselleştirmek için hazırlanmış.

Doll Face Videosu

Kara Fırça (Video)

Kara fırça ile reklamların olumsuz etkilerinden kurtulun diyen bir video. Kötü reklam afişleri içerir.

Kara Fırça - Kapitalizmi Sansürle

Şimdi Reklamlar

Şimdi reklamlar... başlıklı bir yazıdan alıntıdır.

Sizin sinir olduğunuz reklamlar var mı bilmiyorum ama benim çok var.

En son bir “hazır çorba” reklamına taktım. Hani, “Tıpkı annenizin çorbası ama daha hızlısı!” minvalinde bir şeyler diyorlar slogan olarak. Ya azıcık insaf, azıcık izan yahu! Bugüne kadar hangi hazır yemek çeşidi bir annenin yaptığından daha lezzetli olmuş da, beş dakikada hazırlanabilen bir çorba preparatı herhangi bir annenin çorbasıyla aşık atabilsin.

Bu durumdan ben şöyle bir sonuç çıkarıyorum. Ya bu reklamı yapan reklamcıların, ya da ürünün üretenlerin anneleri hakkaten çorba yapmasını bilmiyorlarmış. Bu iyi niyetli tahminim. İyi niyetli olmasam, “bunlar alenen yalan söylüyorlar bize!” derdim.

Yoksa gerçekten bu çorbanın “anne çorbası” kadar lezzetli bulabilecek bir kitle var da, benim haberim mi yok. Benim annem ve çevremdeki tüm anneler güzel çorba yapabiliyor diye hatalı bir çıkarım mı yapıyorum acaba. Eğer öyleyse, yani “çorba” bile pişiremeyen annelerin yetiştirdiği çocuklar çoğunlukta ve benim gibiler azınlıksa gelecekten ümidi keseceğim…

İkinci hasta olduğum reklam bir “püsküüt” reklamı. Efendim, bu püsküütten yiyen başlıyor göbek atmaya. Vapurun sigara içilen bölümünde halay çeken, göbek atan tipler felan. Prodüksiyon kötü olsa hiç lafını etmeyeceğim ama belli ki hayli profesyonel bir reklamevinin işi. Peki kardeşim o zaman, şimdilerde gülüp eğlenmemiz için kimi programlarda gösterilen, ancak televizyonumuzun siyah beyaz olduğu dönemlerinde, yani 70’lerde tolere edilebilecek bir reklamı niye gösteriyorlar bize. Kasıtlı bir nostalji manevrası mı? Sanmam.

Mesaj nedir? Bu püsküütü yiyin. Niçün? E, göbek atıp, halay çekeceksiniz. İyi de niçün? Vapurların sigara içilmeyen bölümü esiyor ha. Hareket edip üşümemiş olursunuz. Ama o iş yerinde yiyip göbek atan kız var bir de o ne olacak. Ha, o mu? O işinden memnun değil. İstifa etmek de işine gelmiyor, tazminat yanacak hesaabı. O da kendini manyak gösterip kovdurmaya çalışıyor.

Ama bir reklam var ki. İşte onu izlerken sinirim tavana vuruyor. “Şu kadarcık bir şey,” “Beni şu kadarcık da sevmiyor musun?” demiyor mu o hatun kişiler. Aşkı, sevgiyi dönüp dolaştırıp minicik parlak bir taşa; kadınları bir taşa tav olacak tamahkar mahluklara indirgeyen o reklam! Toplumumuzu azıcık daha Amerikanlaştırmanın, bizi agresif bir tüketim toplumu haline getirmenin önemli adımlarından biri o reklam. Resmen.

Amerikan filmlerindeki evlilik teklifi arefesindeki yüzük seremonileri, Yeşilçam hikayelerini en çok andıran dizi olarak bellediğim İki Aile’de bile böylesine yer buluyorsa iş artık bitmiş demektir.

Evlenmeye hazırlanan beyler, tek taş paralarını hazırlayınız; tek taş sunumunuzu nasıl gerçekleştireceğinize karar veriniz. Ama sizi böyle gereksiz bir masraf yapmaya, partnerinizi böyle sembolik gelenek konusunda ısrarcı olmaya (sembolik çünkü 5’e alıyorsun, satmaya kalksan 1’e gidiyor) iten sebepler üstüne hiç kafa yormayınız. Bayanlar, siz de tüketim toplumu olamaya giden yolda bize ivme kazandırmak için elinden geleni yapan sistemin emellerine alet olmaya devam ediniz. Ve siz efendiler, yemeye devam ediniz!

Artık birer klişeler yumağı (hep bir köylü suret, hep bir komik konuşan garban ademoğlu imgesi) ve gerek ses, gerek fizik olarak kişisel boy gösterme vesilesi halini almış Sinan Çetin reklamlarına hiç girmeyeceğim bile.

Konya'da Reklama Tepki Dilekçesi

Sokaklardaki müstehcen reklamlar müslümanları rahatsız ediyor. Aşağıda Konya Belediyesi'ne verilen bir dilekçenin metni yer almaktadır.
Konya Büyükşehir Belediye Başkanlığına
Otobüs duraklarında ve muhtelif yerlerdeki reklam panolarında bulunan ahlâk ve huzur bozucu reklam içerikli müstehcen resimler görüyoruz. Bundan aşırı derecede Kapı Camiisi cemaati olarak rahatsız oluyoruz. Bu tür yazı ve reklamların kaldırılmasını ve bir daha böyle reklamların belediyeniz olarak alınmamasını, eğer belediyemizin bu tür reklamların parasına ihtiyacı varsa biz cemaat olarak ödemeye razıyız. Gereğinin yapılmasını Allah rızası için saygılarımızla arz ve talep ederiz.

Kapı Camisi Cemaati
EK: Kapı Camisi Cemaati İmzası 2 Sayfa
Konya'da Reklama Tepki Dilekçesi

RTÜK’ten Kadın İstismarı İncelemesi

RTÜK’ten Kadın İstismarı İncelemesi başlıklı bir yazıdan alıntıdır (Furkan Altınok / 19.08.2013 / Yeni Akit).

Televizyon reklamlarında dozu giderek artan cinsellik Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun araştırmasına konu oldu. Kurum uzmanlarından Deniz Çimen’in kaleme aldığı “Cinsiyet Eğilimi Bağlamında Televizyon Reklamlarında Kadın” konulu tezde, reklamların üründen bağımsız olarak sürekli kadın cinselliğini sömürdüğü vurgulandı. Medya metinleri içinde cinselliğin en çok kullanıldığı araçlardan birisinin reklamlar olduğu anlatılan tezde, “Reklamlarda farklı amaç ve biçimlerde cinsellik sunulmakla birlikte, asıl amaçlanan cinselliğin kullanılması sonucu hedef kitleyi reklamı yapılan ürünü satın almaya ikna etmektir.” denildi.

Kadın, ürün gibi sunuluyor

Tezde, reklamcıların açıkça ifade edemedikleri şeyleri imgeler aracılığıyla sunabilme imkanını oluşturduklarına dikkat çekilerek şöyle denildi: “Bu türden imge kullanımının örneklerine bolca rastlanmaktadır. Reklamı yapılan ürünle reklamda kullanılan kadın imgesinin ilişkisiz olduğu ancak ürünün hedef kitlesinin (yani erkeklerin) dikkatini çekmek amacıyla kadın imgesinin kullanıldığı reklamlara sıkça rastlanmaktadır. Bu reklamlarda kadın imgesi, özellikle cinsel haz nesnesi olarak kullanılmaktadır. Reklamların etkili olmak amacıyla kullandığı stratejiler arasında yeni mitler üretmek yanında erotik çekiciliği kullanmak da yer almaktadır. Semboller aracılığıyla kültürel değerler kadar arzular da kodlanabilmektedir. Bu yolda kullanılan vazgeçilmez unsurlardan biri de, görsel hazzın temel kaynağı olarak görülen ‘kadın bedeni’dir.  Öncelikle reklamlarda kadın bedeni, bir meta olarak kullanılmaktadır. Erkek arzusunun bir nesnesi olarak kodlanan kadın bedeni, özellikle hedef kitlesi erkekler olan reklamlarda, ürünle ilişkisiz biçimde, bütün olarak ya da parçalanarak gösterilmektedir. Bu konuda otomobil reklamları en iyi örneği oluşturmaktadır. Ürün ile özdeşlik kurularak sunulan kadın bedeni, erkeğin elde edebileceği ürün gibi satılık konuma düşürülmüş olmaktadır. Erkekleri hedef alan bu tip reklamlarda kadın bedeni, ‘erkeğin içini gıcıklamak, cinsel ilgi uyandırmak ve bu tepkileri marka ile özdeşleştirmek için’ gösterilmektedir.”

Kadın bedeni sergilenmeye hazır bir süs aracı

Reklamlarda kadın bedeninin, “narsistik bir tapınma aracı” olarak kullanıldığı görüşü de savunulan tezde, “Kadın bedeninin mükemmelliğine duyulan arzu, sembol oluşturma stratejilerinden biri olarak kullanılmaktadır. Özellikle güzellik ürünlerinin satış kampanyalarında kadın bedeni, sergilenmek üzere süslenmeye hazır bir meta olarak görüldüğü için kadın, bedenini önce kendisine sonra da erkeğe beğendirmekle adeta yükümlüdür” ifadesi kullanıldı.

Motor yağı reklamındaki kadın

Deniz Çimen’in tezinde, reklamcıların kadını her duruma göre modelledikleri kaydedilerek “Margarin reklamlarında özenli anne, deterjan reklamlarında titiz ev kadını, banka reklamlarında güler yüzlü memure, modern ev araç ve gereçlerinde çağdaş iş bilir kadın, motor yağ reklamlarında akıcı ateşli bir malzeme, araba reklamlarında aracın erkeksi çekiciliğinin büyüsüne kapılmış bir dişi, kısacası her durumda kullanıma hazır, kendisine her türlü anlamın atfedilebileceği esnek bir malzeme olan kadınlar kurgulanan özellikleriyle pazarlanan malı, hizmeti tariflerler” denildi. Tezin sonuç bölümünde ise insan onuruyla bağdaşamayan reklamlardaki bu yaklaşıma karşı mücadele edilmesi gerektiği belirtiliyor.

Bahsi geçen tez:
Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Bağlamında Televizyon Reklamlarında Kadın
www.rtuk.org.tr/upload/UT/11.pdf
https://app.box.com/s/m4nab1su56jvh7be3e1y

Tüm Zamanların En İyi Buluşu (Video)

Her yirmi dakikada bir kitap reklamı görseydi çocuklar, dünya daha farklı olur muydu?

Tüm Zamanların En İyi Buluşu

Söktürgit Deterjan (Video)

Reklamların can sıkıcı ve aldatıcı özelliklerini mizahi olarak gösteren bir videodur. Tam bir TV reklamı stereotipi. Zekası ilk seferde anlamaya yetmeyenler için başka cümleler ile yapılan tekrarlar, mukayese edemeyenler için İsviçreli bilimadamlarından referans, ve her iki reklamlı markanın birinde olan 'maximum', 'max', 'hiper', 'super', 'ultra', 'aktif', 'new', 'güçlü', '# effect' gibi aldatıcı kaypak bir slogan: söktürgit...

Söktürgit Deterjan Reklamı
Kaypak sloganlara birkaç örnek daha:
...size özel kampanya,
...anında hediye,
...sadece 99 lira,
... (deterjan, diş fırçası, diş macunu) 360 derece temizlik,
... (ciklet, çerez) 3D üçüncü boyut.

Çorlu'da Reklam Panoları Söküldü

Zabıta Reklam Panolarını Söküyor başlıklı bir yazıdan alıntıdır.

Reklam Kirliliği
19 Kasım 2009 Perşembe
Çorlu Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri yol kenarlarına kaçak ve gelişigüzel kondurulmuş reklâm ve tanıtım panolarını söküyor.

Anayolların kenarlarına İlan ve Tanıtım Yönetmeliği’ne aykırı bir şekilde konulan reklâm ve tanıtım panoları görüntü kirliliği yaratarak şehir estetiğini olumsuz yönde etkiliyor. Zabıta Müdürlüğü ekipleri bu sorunu çözmek amacıyla bir çalışma başlattı. Öncelikli olarak Türkgücü Köyü Mevkii’nde ve Çerkezköy Yolu’ndaki reklâm ve tanıtım panoları sökülürken çalışmaların ilçe genelini kapsayacak şekilde genişletileceği kaydedildi. Zabıta Müdürü Birol Uçar, yaptığı açıklamada yol kenarlarında görüntü kirliliğine neden olan ve sürücülerin görüş alanını daraltarak trafik akışını olumsuz yönde etkileyen reklâm ve tanıtım panolarının söküldüğünü belirtti. Karayolları Müdürlüğü’nün de talebi doğrultusunda Çorlu’nun İstanbul, Çerkezköy, Tekirdağ ve Edirne istikametlerindeki giriş yollarında bulunan reklâm ve tanıtım panolarının söküleceğini söyleyen Uçar, panoları asan firma yetkililerinin uyarıldığını ifade etti. Ana arterlerde görüntü kirliği yaratan reklâm ve tanıtım panolarının yeşillendirilen alanlarda bulunan fidanların gelişimini de olumsuz yönde etkilediğini söyledi. Söz konusu panoları asan firmalarının kira bedelleri ödemediğini ve birçoğunun da kaçak olduğunu vurgulayan Uçar, yapılan denetimlerin ardından Çorlu’daki bütün kaçak panoların kaldırılacağını ve yenilerinin kurulmasına izin verilmeyeceğini sözlerine ekledi

Gazlı İçecekler ve Reklam

Tümer Gıda Komite Başkanı Vet. Hek. Muhammed Efe ile Söyleşi: Gazlı içecekler başlıklı bir yazıdan alıntıdır.

Hayatın her anında bir şeyler atıştırırken, yemek yerken veya günün yoğun temposu içinde koştururken, vazgeçilmeyen içecekleri hızla yudumlarken, kendinize zarar verdiğinizi hiç düşündünüz mü? Bir anlık damak zevki uğruna en kıymetli hazineniz olan sağlığınızı feda etmemelisiniz.

Yıllardır hayatınızda önemli yere sahip olan ve bu nedenle de her an elinizden düşürmediğiniz gazlı içeceklerin içerdiği katkı maddelerini merak ettiniz mi? Okumak isteyenin de anlayamadığı o kimyasal tanımlar, ya sağlığınıza zarar verebilecek maddeler içeriyorsa? Elbette, her yiyecek ve içeceğin yararı olduğu gibi fazla tüketiminin de zararı vardır. Ancak bazı içecekler vardır ki, zararını göz göre göre kabullenirsiniz. Tıpkı sigara tiryakilerinin sigaranın zararlarını bildiği ve vazgeçemediği gibi…

Peki, sofranızdan eksik etmediğiniz içeceklerin başında gelen gazlı içecekler, sodyum dışında hiçbir besin kaynağı içermemesine rağmen onlardan ısrarla vazgeçilememesinin sebepleri nelerdir? Bunun sebebi yemek esnasında illa bir şey içme alışkanlığından mı, yoksa bir bağımlılıktan mı kaynaklanıyor?

Adeta bir şifa içeceği gibi elden düşürülmeyen gazlı içecekleri tüketmekten zevk alıyorsunuz. Ancak bu masum ve sevimli içecekler aşırı kullanıldığında inanılmaz kötü sonuçlar doğurabilir.

Şimdiye kadar gazlı içeceklerin sağlık için yararlı olduğuna dair bir araştırma yayımlanmamıştır. Aksine son 30 yılda aşırı gazlı içecek tüketiminin artan kemik erimesi (osteoporoz) ve kemik kırılmalarına yol açtığına ilişkin araştırmalar yayınlanmıştır. Alerjisi olanların kesinlikle gazlı içeceklerden uzak durması tavsiye edilmektedir. Hatta aşırı gazlı içecek tüketen çocuklarda, sadece yaşlılarda görülen ‘diş minesi’ kaybı gözlenmiştir.

Gazlı içecekler, siroz ve parkinson

İngiltere’de yapılan bir araştırmada, gazlı içeceklerin içeriğinde bulunan sodyum benzoat maddesinin hücrelere ciddi şekilde zarar verdiği belirlenmiştir. Sodyum benzoat maddesinin siroz ve parkinson gibi hastalıklara da yol açabileceği söylenmektedir.

Nitekim TÜBİTAK da sağlık yönünden hiçbir faydası olmadığı açıklanan gazlı içecekleri tüketmek yerine süt ve süt ürünleri ile meyve suyu öneriyor. Elbette süt ve meyve suyu tercihinde de tüketicilerin çok seçici ve dikkatli olması gerektiğinin altı çiziliyor.

Tüketici Hakları Merkezi (TÜMER) Gıda Komisyonu Başkanı ve Veteriner Fakülteleri Mezunları Dayanışma Derneği (VEFADER) Yönetim Kurulu Üyesi Veteriner Hekim Muhammed Efe ile gazlı içecekler üzerine merak edilenleri konuştuk. İşte Efe’nin gazlı içecekler hakkındaki sorulara yanıtları:

Gazlı içeceklerin sürekli zararlarından bahsedilmesine rağmen onlardan her öğünde vazgeçilememesinin sebebi nedir?

Mesele beslenme ve tüketim kültüründeki öncelliklerin değiştirilmesidir. Beslenmede öncelikli amaç, yaşam idamesi ve kalitesinin arttırılması önceliğinden zevk alma güdülerinin tatminine (Hedonism) kaydırılmış durumdadır. Bunun başlıca müsebbibi ise tüketiciden ziyade, hızlı ve bilinçsiz tüketim kültürünün oluşturduğu rantın büyüklüğü sebebi ile konvansiyonel ürün arz eden üreticilerdir. Maalesef ülkemizde de bu yanlış beslenme kültürünün oluşturulmasına katkı sağlayacak bir piyasa oluşturulmuştur. Bu piyasada en çok, yanlı ve yanıltıcı reklâmlarla genç tüketici hedeflenmekte ve bunda da başarılı olunmaktadır.

Gazlı içeceklerin sürekli ve aşırı kullanımı sağlığımızı nasıl etkiler? Hangi hastalıkları beraberinde getirir?

Gazlı içecek; karbondioksit ile gazlandırılmış olan meyveli, aromalı, kola, tonik gibi içeceklerdir. Bu ürünler satüre edilmiş karbondioksit gazın yanı sıra boya maddeleri, sodyum benzoat, kinin (sülfat tozu), kafein, alkol, sakkaroz, glikoz, früktoz, glikoz şurubu, früktoz şurubu veya invert şeker şurubu ve bunlarla birlikte yalnız başına tatlandırıcılar, aromalar (taklit ettiği ürünün kokusunu veren kimyasallar), laktik asit, uçucu asitler ve diğer katkı maddelerini barındırır.

Birçok konvansiyonel üründe olduğu gibi katkı maddelerinin cirit attığı bu ürünler de obezite, diyabet, diş çürümesi, kemik sorunları, beslenme bozuklukları, kalp hastalığı, gıda bağımlılığı ve nörolojik sorunlar yaşatır. Kalsiyum kaybı ve buna bağlı sorunlar ise özellikle asit-baz dengesini sağlayan vücudumuzun yüksek asit ortamına verdiği doğal bir tepkidir. Bunun sonucunda en çok dişler ve kemikler hasar almaktadır ki, diş problemleri zaten tek başına birçok metabolik sorunun (dolaşım ve sindirim) kaynağıdır.

Okullarda gazlı içeceklerin satışı lokal olarak yasaklanıyor, niçin sadece okullarda yasak? Çocuklara zararlı sayılan gazlı içecekler büyüklere de zararlı değil midir?

Okullarda bu tarz içeceklerin satılmamasının tavsiye edilmesi kararı yeterli bir karar değildir. İlgili tavsiye kararı yasak hükmüne dönüştürülmelidir. Elbette büyükler için de aynı zararların birçoğu mümkündür. Ancak bu ürünlerin çoğundaki hedef kitle çocuklar ve gençlerdir.
Gazlı içeceklerin yanı sıra enerji içeceklerinin de hayatımıza girmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hızlı gelişen teknolojik yaşam tarzı, hayatı da çok hızlı ve yorucu hale getirmektedir. Bedensel ve beyinsel yorgunluğun yanında ruhsal yorgunluk da yaşamaktayız. İşte bu ortamda enerji içecekleri, vereceklerini düşündüğümüz enerjiden dolayı alternatif bir içecek olarak hayatımıza girdi. Ancak belirli bir süre sonra bu içeceklerin de zararları ortaya çıktı. Kafein ve diğer uyarıcılarla birlikte katkı maddeleri, bu içeceği diğer gazlı içeceklerden daha zararlı hale getirmiştir. Gazlı içeceklerin fazla tüketimi ile oluşan sorunlara enerji içeceklerinde “akut ölüm riskini” de ekleyebiliriz.

Gazlı içeceklerin etil alkol oranı nedir?
Gazlı içeceklerin birçoğunda yazan “alkolsüz içecekler tebliğine uygundur” ibaresi ürün içinde “alkol yoktur” manasını ifade etmemektedir. Bu ifade ilgili tebliğdeki alkol oranının aşılmadığının yani ürün içinde alkol olabileceğinin ifadesidir. “11.08.2001–24490” sayılı resmi gazetede yayınlanan ilgili tebliğin 5. maddesinin ‘k’ bendinde “Alkolsüz içeceklerde etil alkol miktarı en çok 5,0 g/l” bulunabileceği yazılıdır.

Bilinçli tüketici nasıl olmalıdır? Gazlı veya gazsız içecekleri kullanırken nelere dikkat etmelidir?

Yiyecek ve içeceklerimizin içindeki katkı maddelerini çok iyi araştırmalıyız. Doğal beslenme uzmanları olmalıyız. Bu tür ürünler yerine doğal sağlıklı ve güvenli içecek ve yiyecek alternatiflerini tercih etmeliyiz. Özellikle aldatıcı reklâmlara kanmamalı kendi kültürel beslenme alışkanlıklarımızı revize ederek bu zenginliklerimizi kullanmalıyız. Unutmamalıyız ki, beslenme daha anne karnında başlar. Bunu dikkate alarak beslenme alışkanlıklarında yaş farkı gözetmeksizin yiyip içtiklerimize azami özen göstermeliyiz. VEFADER olarak, “Beslenme ve Sağlıklı Yaşam Akademisi” adı altında bir proje gerçekleştirmeyi düşünüyoruz. Sonuç olarak; bir anlık damak zevki uğruna, en kıymetli hazinemiz olan sağlığımızı feda etmemeliyiz.

Gazlı içecekler ve mentos şekerinin reaksiyonu nasıl açıklanabilir? Daha farklı ürünlerle birleşince de bu tür ‘asit fışkırmaları’ yaşanır mı?

1992 yılında Türk tüketicisi ile tanışan mentosun mazisi 1930’lu yıllara kadar dayanır. Temelde yine amaç sağlıklı ve güvenli beslenme değildir. Ürün reklâmlarında olduğu gibi ferahlama, rahatlama, enerji, çılgınlık gibi gençleri cezbeden sloganların ön plana çıkarılmasıdır. Ve satış politikaları da buna göre düzenlenmektedir. Ancak yine aynı hedef grubuna hitap eden ve genelde aynı sloganlarla bu kitleyi etkileyen gazlı içeceklerle bu ürünün aynı anda alınmasıyla oluşan reaksiyon midede “tympani” dediğimiz aşırı gaza bağlı gerilme ve yırtılma sonucu “akut ölümler” oluşturmaktadır. Merak edenler gazlı içeceklerden küçük bir şişe alıp içine birkaç mentos şekeri koyup kapağını kapatarak birkaç saniyede oluşan reaksiyon sonucu meydana gelen patlamaların midelerimizde oluştuğunda neyle karşılaşacaklarını görebilirler. Ancak kesinlikle evlerde denenmemelidir. Sonuç olarak konvansiyonel gıda üreticileri nezdinde insan sağlığının ne kadar önemsiz görüldüğüne şahit olabilirler.

Tüketerek Tükenmek

Tüketerek Tükenmek başlıklı bir yazıdan alıntıdır (Halit Kurtoğlu, Genç Çınar, 30 Haziran 2010). 

Bulanmış Kafa
İnsan zihni ve kalbi her halde tarihin hiçbir döneminde bu kadar müdahaleye ve yönlendirmeye maruz kalmamıştır. İletişim imkanlarının aklın sınırlarını zorlayacak ölçüde artmış olması, ilk bakışta çok müspet bir gelişmeymiş gibi görünse de aslında, bu imkanları kullanma gücüne sahip olan güç odakları karşısında bireyi savunmasız bir durumda bırakmaktadır.

Küresel kapitalizmin en güçlü aracı olan reklamlar, insanların tüketim alışkanlıklarını belirlemekle kalmıyor; onların hayat karşısında nerede ve hangi pozisyonda konumlanacaklarını güçlü bir sesle telkin ediyor. Dünyada en çok yatırım yapılan sektör olan reklam sektörünün amacı, insanların bilinçaltlarına hükmetme ve onları yönlendirmedir. Reklamlarda kullanılan cümleler, görüntüler, müzikler uzun zaman ve emek harcanarak ve her türlü detay gözetilerek ortaya konulmuş çok ciddi çalışmaların ürünüdür.

Reklamların şekillendirdiği tüketim kültürü, aslında bize ait olmayan, dahası bizim dünyamızla taban tabana zıt bir algılamanın inşa ettiği yaşam tasavvurunun neticesidir. Bizim inancımızda ve kültürümüzde kanaatkar olmak, insanın sahip olması gereken bir erdem olarak ön plana çıkarılmış ve övülmüştür. Halbuki küresel kapitalizmin itici gücü olan reklam ise, daha fazlasını istemeyi telkin etmektedir. Ayet-i kerimede "Allah haddi aşanları sevmez." buyurulurken; reklam "kimse sizi sınırlamasın" cümlesiyle karşımıza çıkıyor. Diğergam olmak ve huzuru başkalarının mutluluğuna vesile olmakta aramak, bizi şekillendiren kültürün idealize ettiği bir şey iken, reklam, "Mutlu et kendini" telkiniyle bizi hedonizmin hazcı bataklığına çekmeye çalışıyor. "Anı yaşamak", tasavvuf geleneğinde, bir kul olarak içinde bulunduğumuz zaman diliminde, kul olmanın bize yüklediği sorumlulukları yerine getirmemiz gerektiği anlamına gelirken kapitalist algılamada eylemlerimizin bize yükleyeceği sorumluluğu göz ardı etmeyi salık veren ve ahiret inancını kemiren yıkıcı bir anlama bürünüyor.

Neticede reklamlar, insanlara sadece ürün tanıtımı yapmıyor, aynı zamanda onların değer yargılarıyla oynama ve onları dönüştürme iddia ve gayretini ortaya koyuyor. Hedeflenen insan tipi; kaynağını sorgulamadan sürekli tüketen, daha çok tüketmek için daha çok kazanmayı hedefleyen, daha çok kazanmak için ise bütün vasıtaları meşru sayan, kendini hayatın ve olayların merkezine koyarak kendinden başkasını düşünmeyen popüler kültürün esiri olmuş bir insan tipidir.

Modern insanın mutsuzluğunun temelinde bu tatmin edilemez tüketme iştahı vardır. Zira modern insan, kendisine hedef olarak gösterilen ideal dünyaya hiçbir zaman ulaşamayacaktır. Çünkü "daha fazlasını istemenin" sınırı yoktur. Çözüm ise "Dikkat edin, kalpler ancak Allah'ı zikretmekle huzura erer" diyen Kur'an'ın sesine kulak vermektir.

Fotoğraflarla Reklam

Müstehcenliğin Girmediği Delik Kalmadı!


Süt Pazarından Dönen Bir Dağ Köylüsü Amca, Tacikistan.

Güzel Bir Gelecek


Güzel Bir Gelecek Sizi Bekliyor
O "güzel bir gelecek" bu adamı ve çocuğunu da bekliyor mu? Herkes her şeyi istediği gibi reklam etme salahiyetine sahip mi? Hergün böyle bir manzarayla karşılaşıp dalgın dalgın devam edenler ve birisi fotoğrafını çektiğinde de "Ne var ki bu fotoğrafta, anlayamadım." diye yorum yapabilenler ilericiliğin bizi farkında bile olamayacağımız bir cahiliye devrine sürüklediğini lisan-ı halleriyle söylüyorlar. Faizin yaygınlaşıp fakirlerin daha da fakirleştiği bir zamanda bir garibin yanında görünen böyle müneccimane bir reklam sloganı ya bir istihza ya da insanların ekserine alenen ve adeta gözlerinin içine bakarak yapılan koca bir yalan gibi duruyor.

Hayatı Daraltan Panolar


Reklam Panosu Çılgınlığı, Bolu Hastane Caddesi Üzeri

Müstehcenliğe Sanat Kılıfı

Müstehcenliğe Sanat Kılıfı başlıklı bir yazıdan alıntıdır.

Farkında olmadığımız ciddî tehlikelerden biri de ‘müstehcenlik’tir. Tesettüre uymayan, kadını bir ‘meta/zevk aracı’ olarak gören bu anlayış sessice yaygınlık kazanıyor. Medya vasıtalarının neredeyse tamamında kadın istismarı söz konusu.

En yaralayıcı olanlardan biri de, kadınların ‘reklam malzemesi’ olarak kullanılması. Hiç ilgisi olmadıkları halde her ‘ürün’ün reklamı ne yazık ki ‘kadın’lar üzerinden tanıtılıyor. Ev, araba, giyim; hatta ve hatta ‘motor yağları’ bile açık saçık kadın görüntüleri kullanılarak tanıtılıyor!

Devam eden ‘müstehcen’ reklamlar kadar, bunlara ses çıkarmayan ‘feminist’lerin tavırları da garip. Yeri ve zamanı geldiğinde ‘kadın hakları’ndan bahsedenlerin, apaçık ‘kadın istismarı’ olan bu reklamlar karşısında sessiz kalmasını anlamak mümkün değil. Elbette bu ‘çirkin’ reklamlara itiraz edenler oluyor, fakat bunların hem sayısı az, hem de sesleri gür çıkmıyor.

Geçen günlerde kendisini ‘sanatçı’ diye takdim eden bir hanım, müstehcenliğin ve müptezelliğin dikalasına imza atarak çirkinlikler sergilemiş. Sonra da bunun ‘sanat’ olduğunu iddia etmiş! Tabii ki böyle bir çirkinliğe itiraz etmesi gereken ilk isimler, gerçek sanatçılar olmalı. Nitekim, Kenan Işık açıkça itirazını ortaya koymuş ve TRT Haber’de yayınlanan “Kozmik Oda” programında şöyle demiş:
“Müstehcenlik sanata âlet ediliyor. Yani gişe için bu yapılıyor, bu ayıptır. Teammüden, bir oyuna yakışsın ya da yakışmasın esere ve seyircinin olumlu anlamda dönüşmesine hiçbir katkısı olmayan müstehcenliğin hiçbir katkısı yok. Sanata da yok, seyirciye de yok. Hatta ben bunun sanata ihanet olduğunu düşünenlerdenim. (...) Yani bir oyuncunun salt orasını burasını görmek kimin ne işine yarar? Bu artık miadını doldurdu. (...) Baktığınız zaman bu gösteri değmez. Bu düşünce bile değmez.” (Milliyet, 9 Aralık 2010)
Sanat adına müstehcenlik sergilenmesine haklı olarak itiraz eden ve bunun “sanata ihanet olduğunu” söyleyen Kenan Işık’a en başta ‘feminist’lerin destek vermesini beklerdik; ama o cenahtan bir destek sesi duymadık. Sanat kılıfı adı altında ‘kadın’ı aşağılayan bu oyunlara itiraz etmek gerekmez miydi?

Maalesef sanat adı altında en başta kadınlar istismar edilirken, müstehcenlik de teşvik edilmiş oluyor. Her kademedeki bu istismara ciddî itirazlar ortaya koymak durumundayız. Müstehcenliğe sanat kılıfı geçirmek isteyenlerin oyunlarını da bozmak durumundayız. Bunun için sivil toplum kuruluşlarına da iş düşüyor. En az benzin fiyatına edilen itiraz kadar bu oyunlara da itiraz edilmeli. Yoksa bizim için ‘benzin’in ucuz olması yeterli mi?

Unutmayalım ki benzin ucuz olsa da, müstehcenliğin önü kesilemedikten sonra huzur ve sükûna kavuşamayız. Asıl tehlikenin müstencenlik benzeri tuzak kuranlardan geleceğini görmeli ve onlara karşı tedbir almalıyız.

Sanatkârların ‘Büyük Sanatçı’yı razı eden eserler ortaya koymasını temenni edelim...

16 Haziran 2014 Pazartesi

Reklamlanma Ücreti

Reklamlanma Ücreti başlıklı bir yazıdan alıntıdır.

Reklam Bebek
Her şeyin paraya dökülebildiği bir devirde devrediyor günlerimiz. İnsanın derdi; olmaktan bile önce reklam. Değil mi ama? Dizilerde sanal reklam, internet sitelerinde banner reklam, futbolcuların bir g.tünde eksik diyecekken oraya da koyulan reklam ilk aklıma gelenler. Şirketlerin kendi ürünlerinde reklam yapmaları artık olağan karşılanır olmuş bir dünyada yaşıyoruz zaten. İnsanların kocaman GAP veya NIKE yazıları ile gezmeyi bir karizma arttırıcı unsur olarak gördükleri dünya ile çakışık bu dünya. Bazen hak, özgürlük, demokrasi, birey falan diye muntazaman işe yaramaz düşüncelere gark olurum, ama nereden bilebilirdim ki bize yapılan reklamlardan para kazanmamız gerektiği fikrini bu işe yaramaz diye isimlendirdiğim dakikaların birinde bulacağımı? (Yine de dakikalar zaten benim hayatımdan eksildikleri için onlardan özür dileyecek değilim)

Şimdi yolda bir adet kocaman burn adlı enerji içeceği reklamı var. Benim bunu her görüşümde midem kalkıyor, bilmiyorum neden. İnsanların gece kulüplerde daha fazla diri gözükebilmek amacıyla bunu içtikleri bilinçaltımda canlandığından olabilir, ne oldukları gibi görünürler, ne de göründükleri gibidirler hesabı.

İlk olarak Pigovian gibi uyuz bir ismi olan bir ekonomi teriminden hareketle başladı ilk kıvılcım. Ulan dedim kendime (öyle biraz kaba olurum baş başayken) bu adamlar kaç para verse bu reklama maruz kalmayı kabul edersin? Sonra kafam yağmurlu ve gök gürültülü bir güne dönüştü. Şimşekler ardı ardına çakıyor. Benim parasını vererek stada girdiğim maçta kenarda olan reklamdan tutun da, belediyenin otobüs durağında yazan kocaman WALL yazısına kadar hayatın birçok alanından birçok örnek geldi aklıma. Ne hakkı var kardeşim kamuya ait olan bir arazide gezen bir vatandaşın arabasının üstünde Coca Cola yazan bir arabanın gezmeye! Bana bunun için para ödemedi ki! Ben onun logosunu adını falan ticari bir amaç uğruna kullansam beni mahkemelerde süründüre süründüre emekleyen çocukların yürümesi misali emekli eder. Ben logo veya ad değilim, adamlar bizzat beni ticari amaçları uğruna kullanıyorlar. Ben hakkımı alırım arkadaş, buradan açık açık söylüyorum.

Reklamlarda Beslenme ve Çocuk

Çocukların her şeye kolaylıkla inanmaları nedeniyle onlara yönelik reklamların satın alma davranışı oluş-turma gücü, yetişkinlere yönelik reklamlarınkine göre oldukça yüksektir. Çocuklar bir kez bile görmüş ol- salar reklamın içeriğini hatırlayabilir ve o ürünü alma isteği duyabilirler. Ayrıca, tekrarlanan reklamlar çocu- ğun ürünle ilgili isteğinin güçlenmesine neden olabilir. Özellikle çocukların özdeşleşmek istediği bir süper kahraman, çizgi film ya da oyun karakteri kullanılarak yapılan reklamlar, özendirici içerikler ve doğru olma- yan bilgilerle çocuk zihninde ürünle ilgili gerçek dışı ve yanlış imajların oluşması için yeterlidir. Örneğin, reklamını seyrettiği çok şekerli ya da yağlı atış- tırmalıklar, yenmesi gereken, kendisi için uygun ürün- ler olarak çocuğun zihnine yerleşebilir ya da çocuk, yaşına uygun olmadığı hâlde reklamda gördüğü oyuncağı ısrarla alma isteği duyabilir. (2010 - ALES Sonbahar / Sözel-2)
Çocuk ve Reklam (ALES 2010 Sonbahar Sorusu)
Bu yazıda Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları'ndan Prof.Dr. Selda Bülbül'ün "Reklamlarda Beslenme ve Çocuk" isimli sunumundan göze çarpanları aktaracağım. Sunum buradan indirilebilir.

Yiyecek Seçimi
Objenin çok sayıda gösterimi ile obje hafızada yer ediyor ve davranış üzerinde etkili oluyor.

Medyanın Kullanımı
 İnsanlar giderek artan boş vakitlerini eğlence ile geçirmeye çalışmakta ve dolayısıyla da medyanın kullanımı giderek artmaktadır. Amerika’da gençlerin ve çocukların günde ortalama 3-5 saatini TV, radyo, video oyunları, ve internet gibi çeşitli medya ürünleri ile karşılaşarak geçirdiği gösterilmiştir.

Tüketim (Reklam) Unsuru Olarak Televizyon
Yayınlanan reklamlarla insanlar tüketime yönlendiriliyor. İnsanlarda kalite ve fiyat kriterlerinin ötesinde marka kriteri gelişip ve marka tutkusu oluşturuluyor. Piyasadaki mal ve hizmetlerden haberdar olmayı sağlıyor. Özellikle ekonomik düzeyi düşük ailelerin çocuklarında, reklamlarda görülen fakat alınamayan ürünlerden ötürü psikolojik rahatsızlıklar ortaya çıkabiliyor. Çocuklar ve gençler lüks tüketime yönlendirilmekte, aile ekonomileri zor duruma sokulmakta. Özellikle çocuklarda ve gençlerde gelişen lüks tüketim nedeniyle her istenileni alma isteği çocukları ve gençleri suça (hırsızlık, gasp, kapkaç) itmekte. İstedikleri alınamayan çocuklar aşağılık kompleksine kapılmakta, özellikle ergenlik döneminde ailelerinden utanç duymaktadırlar.

Gelir Kaynağı Olarak Reklam
Reklam gelirlerini yitirmek istemeyen bir medya grubu, büyük şirketlerin içeriğe ilişkin taleplerine boyun eğmeye başladığı andan itibaren okuyucusuna /dinleyicisine/izleyicisine karşı dürüstlüğünden de ödün vermeye başlayacaktır.

Obesite Nedenleri

Obesite Nedenleri

Fast Food Çocuğu
Tehlikenin Boyutu
Bir yıl içinde bir çocuk sadece TV'de 40,000'e yakın ürün ile karşılaşmaktadır. [Dittmann M: Selling to children; http://www.apa.org/monitor/nov02/selling.html]

Çocuklara Yönelik Bu Yüklü Pazarlamanın Amacı
  • Markanın tanınması
  • Markanın tercih edilmesi
  • Bağımlılık yaratılması
Bu madde bana bazı kahvaltıların vazgeçilmezi olmuş margarin, krem peynir, çikolata ve mısır gevreğinden sonra onların arasına girmeye çalışan ve yıllardır insanların akıllarına kahvaltıda meyve suyu içmek gelmemiş gibi menüye meyve suyunu da katmayı hedefleyen 2011 başında başlamış bir reklam kampanyasını hatırlattı. Bu da bir kaç ironiyi...

Oldukça ironiktir ki bir bir margarin firması margarinini kalp dostu olarak piyasaya sunulabiliyor. Bir başka margarin firması ise sağlıklı beslenmeleri için fakir çocuklara gönderilecek margarinli kahvaltı paketlerine harcanmak üzere bağış kampanyası yürütüyor. Zararları bir sürü deneyler ve araştıralar sonucu bilimsel makalelerle ispatlanana kadar millete trans yağ yediren bir firmanın cicili bicili ve doktor referanslarıyla dolu internet sitesine ve reklamlarına kanmamak için bilinçlenmek gerekiyor.

TEMA Vakfı'na göre dünya genelinde insan besini olabilecek 80.000 bitki türü bulunurken, tarih boyunca sadece 3.000 civarında bitki türünden besin olarak yararlanılmıştır. Bugün yetiştirilen tür sayısı 150'dir ve sadece 15 bitki türü dünya nüfusunun %90'ının karnını doyurmaktadır. Food Inc. belgeseli de mısırın niçin ve nasıl pazarın baştacı yapıldığını güzelce anlatıyor.

Bu durumda besleyici öğelerle dolu olduğu için ironik bir şekilde daha sağlıklı olduğu iddia edilen mısır gevreği de yiyecek bilgimizi değiştiren reklamlar ve buna bağlı olarak da tat algımızı değiştiren aşırı mısır tüketimi yoluyla bu 15 bitki türünün yerine de talip görünüyor. Kutulu olanlarından hem besleyicilik hem de direnç kazandırıcılık cihetlerinden daha sağlıklı olduğu yine bilim adamlarınca kanıtlanan ve reklamlar vasıtasıyla sokak sütü diye ötekileştirilip kötülenen doğal inek sütünü de burada analım.
Bugünün çocukları geleceğin pazarını oluşturacaktır. Günümüz çocuklarının ailelerinin satın alma kararları üstünde baskın rolleri vardır. Henüz bilişsel gelişimini tamamlamamış hayat tecrübesi olmayan çocuklar reklamlar karşısında savunmasız. Üreticiler ve pazarlamacılar için kolay hedeflerdir.

Çocuk Müşteri
Üç-Oniki Yaş Grubu Çocuklar Üzerine Televizyonun Etkileri
Çocukların % 59.3'ü reklamlardan etkilenmekte, özellikle şekerleme, bisküvi ve sakız gibi çocuklar için zararlı olan yiyeceklerin reklamları daha fazla etkili olmaktadır.

Çocuklara Yiyecek Reklamları
Sağlıksız davranışlar oluşturmak: Atıştırma
  • Herhangi bir zamanda
  • Herhangi bir yerde
  • Eğlence, mutluluk için
Yiyecek Reklamlarının Çocuklar Üzerindeki Etkileri
  • Besinlerle ilgili bilgisini değiştirir (meyve bir ürün değildir gibi)
  • Yiyecek tercihini değiştirir
  • Alışveriş davranışını değiştirir
  • Marka tercihini ve tüketimini etkiler
  • Beslenme dengesini değiştirir
Sıklıkla reklamı yapılan gazlı içecekler, şekerler ve çikolatalar bol şekerli ve yağlı yiyecek maddeleridir. Çocukların ve gençlerin yeme alışkanlıklarını ve yiyecek tercihlerini etkileyen en önemli faktör yiyecek reklamlarıdır.

TVde Çocuklara Yönelik Reklamlarının Düzenlenmesi ve Kontrolü
Çocuklarımız bu ıvır zıvır yiyeceklerden korunmayı hak ediyor. Çocuklar Televizyon standartlarına uymayan bir reklam ile karşılaşırsanız Reklam Özdenetim Kurulu'na şikayet ediniz.

Dünyada ve Türkiye'de Çözüm Önerileri
Müellif burada uzunca açıklamış.

Reklam, Kadın-Erkek Eşitliği ve Din

Reklamda Kadın İstismarına Dur De
Teoride kadın-erkek eşitliği ve kadının özgürlüğü gibi konular tartışılırken uygulamada reklamlar vasıtasıyla ürünleri pazarlamak için denetimden uzak her türlü yol deneniyor. Reklamlarda kadınlar şampuan, ped ve kozmetik ürünleri ile sözde özgürlüklerini elde ederken gerçekte kadınlar kozmetik ürünlerinin sadık müşterileri haline geliyor. Hatta bu kozmetik ürünlerinin reklamları kadınlara erkekleri nasıl baştan çıkarıp esir edeceklerini söylerken özgürlük diye yola çıktığı yolda bir çelişkinin de içine giriyor. Kadın haklarını savunanlar da bu duruma tepki vermemekle aynı çelişkiyi paylaşıyor.

Reklamlarda kadınların meta olarak kullanıldığı su getirmez bir gerçek. İster kadınlara yönelik ürünlerin reklamları olsun isterse kadın bedeninin kullanıldığı başka bir reklam olsun kadın unsurunun reklama kasden dikkat çekmek için konulduğu ortada. Televizyonda neyi ballandırdığı belli olmayan açık saçık mankenlerin "Hımm mımm"lı fon müziklerinin eşliğinde bir çerezi, dondurmayı veya çikolatayı yerken gösteren reklamların genel ahlâka aykırı olmadığını kimse savunamaz. Hatta zevk için yaşamayı telkin eden reklamlarda kadının bu derece öne çıkarılması kadının değerini de o derecede düşürdüğünden kadın hakları savunucularının itiraz etmek için nasıl bir delil bekledikleri merak konusu.

Bir büfe sahibinin hiç utanmadan amacı sadece bir çerezi tanıtmak olması gereken ama alttan vantilatörle saçları dalgalandırılmış, ısıracak bir hayvan gibi bakan, elbisesi sanki daha çok dikkat çekmek için özenle seçilmiş ve belki bir çıplak fotoğrafından daha çok dikkat çekici olan bir kadının ve elinde markası zor seçilen bir çerez paketinin oluşturduğu devasa panoyu "kamusal alanda" büfenin yanındaki duvara asmasını hiçbir kadın eleştirmezken buna itiraz eden erkekler gerici, şehvet düşkünü ve kadın özgürlüklerini kısıtlayıcı olark yaftalanabiliyor.

İnsanı tanrılaştıran hümanizmin de insanı gübre makinesi kadar kıymetsiz gören positivizimin de Avrupa'da dine karşı olarak çıkması gibi şu modern zamanda sürüp giden eşitlik tartışmaları üzüm yemeyi değil bağcıyı dövmeyi hedeflliyor. Din birilerinin işlerine engel oluyor diye eşitlik ve insan hakları gündeme geliyor, din kötüleniyor. Bir çerez, bir dondurma ve bir çikolata gibi erkeklerin iştihalı bakışlarının önüne sürülen kadının haklarını kimse savunmuyor, arada kaynıyor.

Reklamlarda sanatın başka hiçbir türü kalmamışçasına önümüze sürülen bayan ses sanatçılarının, sadece 30 sene önce hiç de bugünkü gibi giyinmedikleri, kimisinin boğazını sıkıca kapadığı, çoğunun geniş ve koyu giyindiği o zamanlara ait fotoğraf karelerinden yansıyor. Nostaljik müzik dendiği zaman aklımıza elinde mikrofon olan bir sanatçı gelirken, günümüzün ses sanatçıları belli organlarıyla nam salıyor. Ses sanatı artık et, cerrahi müdahale ve poz sanatının göstermelik adı olarak kalmış bulunuyor.

İnsanların satın alma davranışlarını kışkırtmak için hazırlanmış reklamların yan ürün olarak yanlış fikirleri ve algıları da pazarladığına başka örnekler de verilebilir. Mesela reklamlarda çizilen ve dizilerle pohpohlanan kadın imajı genç kızların hayallerini süslüyor, erkeklerin dahi güzellik anlayışı saptırıyor, yaratılıştan güzel olanla olmayan arasındaki farkı açarak eşitsizliğin dik alasını yapıyor. Bu trajedide anoreksia nervosa hastalığının ve benzerlerinin, kozmetik ürünlerinin kölesi olmanın, intiharların, eşini aldatmaların ortaya çıkması elbette ki kaçınılmaz oluyor.

Şampuan, parfüm, (hatta sakız) ve kozmetik reklamları vasıtasıyla kadınlar, erkekleri tahrik etmek ve baştan çıkarmak için yetiştiriliyor hatta "baştan çıkarıcı saçlar" diye açık açık söyleniyor, daima evli olmayan kız ve erkeğin birbirine yakınlaşması tasvir ediliyor, kadınların kariyer sahibi erkekleri peşlerinden koşturdukları gösteriliyor. Kadını bir meta olarak erkeklerin önüne atan, atmanın ve atılmanın yollarını gösteren, bu yolları yaldızlarla süsleyen reklamlar ironik bir şekilde eşitliğin, özgürlüğün ve ilericiliğin bayrağı olarak sallanmaya devam ediyor. Modernleşme sevdasıyla hayvaniyet istikametindeki bu ilerlemenin toplumsal bir problem olduğu ortadadır.

Ne yazık ki süslenmek ve güzel görünmek kadınların, açık saçıklık görmek de erkeklerin hevâlarının talep ettiği şeyler. Gününü gün eden toplulukta kim filozof gibi düşünüp de hayvanileşmeye karşı çıkar. Olaylar zincirinin neticesi bir direğin daha yıkılmasıdır. Kadınlar şefkali anne olmaktan ve erkekler tarafından da bu şekilde görülmekten uzaklaşarak değerini yitiriyor. İnsanlar izliyor, okuyor, satın alıyor ama boykot etmiyor diye ne vakte kadar onların suyuna gidilebilir ve insanlığın değerleri bir bir yıkılabilir... Ne vakte kadar hazır lezzet ile aldatılan gençler ekonomik canlılığa kurban edilebilir?

***

Belden aşağı haberlerle prim yapan bir gazetede ergenler hakkında arka arkaya endişe verici haberler görmesi Can Dündar'a da dokunmuş. Estetik kliniğinde çalışan bir uzmandan ve genelde üst gelir grubuna bakan bir jinekologdan durumun vehametini anlatan gözlemleri dinlemiş. Yine bu vahim tabloyu bel altından prim yapmak adına resmeden gazetede ergen ihtilali gibi bir yazıda etliye sütlüye karışmadan anlatmış. Önemli tespitler için bu yazının da okunması tavsiye edilir.

Kocaeli'nde Reklam Afişini Boyadılar

Reklam Afişlerini Boyadılar başlıklı bir yazıdan alıntıdır.

Reklam Afişlerini Boyadılar
12 Nisan 2014 Cumartesi
Başiskele Muhtarlar Derneği Başkanı ve Kocaeli Mehmetağa Mahalle Muhtarı İsmail Özkar, Kullar’daki bir yolcu durağına asılan reklam afişine tepki gösterdi. Mehmetağa Mahallesi 1 No’lu Sağlık Ocağı Durağı’na asılan ve bir giyim mağazasına ait olan afişin çok açık olduğu için kaldırılmasını isteyen Özkar, “Sağlık ocağına giden yaşlı ninelerimiz rahatsız oluyor” dedi.

Hem bölge halkının hem de muhtar olarak kendinin bu durumun karşısında olduğunu ifade eden İsmail Özkar şöyle devam etti: “Kullar halkı bu afişi istemiyor. Reklam parasından kim ne kadar kar elde ediyorsa gelsin parasını ben vereceğim. Afiş kaldırılsın, eğer bir daha asılırsa elime boya alacağım ve yolcu durağındaki reklam panosunu boyayacağım."

17 Nisan 2014 Perşembe
Mehmet Ağa mahallesi muhtarı olan İsmail Özkar’ın geçtiğimiz günlerde gündeme taşıdığı durak afişleri ile ilgili ilginç bir gelişme yaşandı. Durakta yer alan afişin “çok açık” olduğunu ileri süren İsmail Özkar afişin kaldırılmasını istemişti. Afişler dün mahalleli tarafından boyanarak kapatıldı.

Muhtar İsmail Özkar, “Böyle afişlerin bizim mahallemize asılmasına istemiyoruz. Gitsinler daha merkezi yerlere assınlar. Bu görünen afişi 70 yaşında bir dede boyadı. Vatandaşlar bu afişleri istemiyor. Ne kadar para istiyorlarsa ben vereyim bir daha afiş asmasınlar” dedi.